|
koca_türk
Ziyaretçi
|
 |
« : 12 Mart 2008, 23:08:54 » |
|
Aylardır DTP'ye kapalı tutulan devlet kapıları art arda açılıyor.
Artık bu sözü çok duyacağız. Söz "siyasi açılım" sözü. "Siyasi çözüm" sözü. Aylardır DTP'ye kapalı tutulan "devlet kapılarının" peşpeşe açılıyor olması "iyi okunmalı."
Ankara'da şu sıralar "yabancı" çok. "Laf getiren, götüren" de çok. Kim kimin "temsilcisi?" Kim kendiliğinden "durumdan vazife çıkarma" heveslisi? Bütün bunlar "birbirine karışmış durumda."
Girilen yeni süreç "gerilime gebe." Bir takım tartışmaların olacağı ortada. Bu noktada söylenecek bir çift söz var: 1. Asker, siyasi çekişmelerin içine çekilmemeli. 2. Ne yapılacaksa, Meclis'in desteği aranarak yapılmalı. 3. Ve muhalefet itilip kakılmamalı.
Köksal Toptan
Devletin kapıları" DTP'ye kapalıydı. Önceki gün TBMM Başkanı Köksal Toptan "kapıyı açtı." "Doğrusunu" yaptı. Meclis Başkanı "Meclis'te grubu bulunan bir partiyi" yok sayamazdı. "Toptan-DTP görüşmesi" kapalı kapılar ardında oldu. Konuşulanlar "kapalı kapılar ardında kaldı." "Kalmaya" da devam edecek.
"Tecrübeli siyasetçi Ahmet Türk" görüşmede, Köksal Toptan'a sordu: - Çıkınca basın soru soracak... Ne diyeceğiz? "Tecrübeli siyasetçi Köksal Toptan" ın yanıtı: - Konuşmamak en iyisi. Onun içindir ki... Ahmet Türk "çıkışta ağzını açmadı." Köksal Toptan da "konuşmadı." TBMM Başkanı'nın odasındaki görüşmeyi "kıyısından kenarından, az biraz" aralayacak olursak. Ahmet Türk: - Anayasal özgürlüklerin genişletilmesi. - Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi. - Kültürel haklar. - Sürecin yumuşatılması. Köksal Toptan'a gelince... Onun tavrı "dün neyse bugün de o." Yani: - Devletin üniter yapısı korunacaktır. - Terör örgütü ile aranıza mesafe koyunuz. - Bunu yapmazsanız süreç yumuşamaz.
Cemil Çiçek
Cemil Çiçek... Okuyan, araştıran, üreten ve "fikrini çekinmeden söyleyen" bir siyaset adamı. Sadece ne söyleyeceğine değil "ne söylemeyeceğine de dikkat eden" bir devlet adamı.
Ayrıca "diplomat yanı" da var. İyi bir "müzakereci."
Bu "uzun girişten" sonra, kısa bir soru: - Cemil Çiçek, DTP ile görüştü mü? Soruyu dün DTP'li Ahmet Türk'e sorduk: - Konuştunuz mu? Ahmet Türk yanıt vermedi. Ahmet Türk'ü "çok eskilerden" tanırız. O da bizi tanır. Konuşmalarımız hep "açık olmuştur." - Sayın Türk, yine açık konuşalım... Sayın Cemil Çiçek'le görüştünüz mü? - Bir şey söyleyemem. - Neden? - Konuştuk, konuşmadık diyemem. Bu konuya girmek istemiyorum. Zaten siz her şeyi biliyorsunuz. - Hayır bilmiyoruz. - Bir şey demeyeceğim.
Ahmet Türk
- Salı saat 11.30. Ahmet Türk'le konuştuk. "Biraz sonra DTP grup toplantısına gireceğim" dedi: - Öğleden sonra da sayın Cumhurbaşkanı'nı ziyaret edeceğiz.
DTP'ye "devletin kapıları" açılmaya başlandı. - Sayın Türk neler söylüyorsunuz, neler istiyorsunuz? - Süreci, gelişmeleri... Türkiye artık bir karar verme durumunda... Aslında çözüm kolay.
- Nasıl kolay? - Eski mantıkta ısrar edilirse olmaz tabii... Ondan kaygılıyız. - Talebiniz? Farklı bir demokratik sürece geçiş. Ahmet Türk: - Artık şu yeni bir paket sözü bırakılsın. - İhtiyaç olan şu: Kucaklayıcı Anayasa. - Farklılıkları zenginlik gören bir Anayasa. - Güçlü yerel yönetim. - Kürtçe eğitim gerekiyorsa, buna güçlendirilmiş yerel meclis karar versin. - Yerel yönetim, kendi projesini kendisi yapsın.
- Sayın Ahmet Türk. İlk günden beri size söylenen şu: Terör örgütü ile aranıza mesafe koyun. Kalın bir çizgi çekin. Bunu konuştuğunuz devlet yetkilileri size söylediler. Yoksa söylemediler mi?
Ahmet Türk'ün yanıtı: - Kalın çizgi... Ağzımızı bantlayalım mı? - Tamam sustuk, ağzımızı bantladık, bu sorunu çözer mi? - Sorun, demokratik siyasetin gelişmesiyle çözülür. - Ağzına bant çek demek, meseleyi basite almaktır. Ve sohbetin sonu... Ahmet Türk'ün son sözleri: - Değişim kaçınılmaz. - Dünyada artık ulusçu devlet yerine, demokratik devlet anlayışı hakim oluyor. - Söylediklerim pazarlık değil. - Koşulları, hassasiyetleri biliyorum. - Sorun Türkiye'nin sorunu, hepimizin sorunu. - Herkes demokratik refleksini ortaya koymalı.
Deniz Baykal
Salı sabah saat 09.00. Deniz Baykal'a sorduk: - İpi gerecek misiniz, yoksa artık gevşetecek misiniz? - Hayır hayır, germeye gerek yok... Zaten konu anlaşıldı.
Deniz Baykal: - Genelkurmay Başkanı da son değerlendirmesini yaptı... Üzgünüm dedi. - Biz görev yaptığımıza inanıyoruz. - TSK ve komutanına hakaret gibi bir düşüncemiz olamaz.
Deniz bey dedi ki "ortalıkta bir şey dönüyor, ben onu anlatmaya çalışıyorum." Baykal'dan "son gelişmelere dair" bir analiz: - ABD bizi PKK ile masaya oturtmak istiyordu da.... - Dağlıca baskınını yedikten sonra.... Köylüler öldürüldükten sonra... Şehit cenazelerinin yarattığı infial görüldükten sonra... - Türk halkını yatıştırmak için bir formül mü düşünüldü?
Baykal'ın analizi sürüyor: - Yani önce hava, sonra kara harekâtı... - Halkın intikam duygularının yatışması... - Kamuoyunun bir miktar kendini tatmini.... - Bize anlık istihbaratın verilmesi...
Belli ki Baykal "bu konuyu kafasında çok kurgulamış." "Makineli tüfek gibi" konuşuyor: - Kara harekâtı başladı, Mehmetçik olağanüstü başarılı. - Ama daha 4'üncü gün Amerika siyasi çözüm dedi. - Ve operasyon 8'inci gün noktalandı. - Operasyon kendi içinde başarılı... Ama erken bitti... Muhalefet bunu sormayacak mı?
Deniz Baykal: - Yani ABD diyor ki: Kara harekâtını yap, rahatla, tatmin ol, gazın alınsın... Sonra Talabani ile temas kur. - Ardından Barzani ile görüşülecek. - Ve siyasi çözüm denecek... Olup bitenler siyasi çözümün bir parçası mı? - Anayasa, Türk milletinin Anayasası olmaktan çıkarılacak mı?
Deniz Baykal'a göre: - Kara harekâtı olmasaydı, Talabani davet edilemezdi. - Yani ortada büyük bir senaryo var. - Büyük tezgâh... Onun için askeri harekat kısa zamanda durduruldu... Siyasi çözüm planı öne çıkmaya başladı.
|