|
Üye Grubu : O Bir Klas
Yas : 19
Cinsiyet : 
Nerden : konya
Kayit Tarihi : 02 Haziran 2007, 16:07:58
Mesaj Sayisi : 1298
Konu Sayisi : 379
Üye No : 291
Rep Gücü : Rap 52
Kisisel Mesaj : Her $ey YaLan oLmu$ ßu DiyaRDa...
Offline
|
 |
« : 18 Haziran 2007, 16:38:17 » |
|
Eğer Beni Hafız Yapmazsanız!...
İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini
söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda:
"-Fatma" dedi, hiç de çekinmeyen bir tavırla... Ve ekledi:
"-Eğer beni hafız yapmazsanız, kayıt yaptırmak istemiyorum."
Böyle tehdit edercesine konuşması, onu yaşından daha olgun
gösteriyordu. Tebessümle:
"-Korkmayın küçük hanım, siz isteyin hafız da yaparız, hoca da!.."
O küçük gözlerinin içi parıldadı birden.
Annesi:
"-Hocahanım, çocuk işte, kusuruna bakmayın. İlle de hâfız
olacağım der, başka bir şey demez. Bizim köyün hocasından duymuş.
Peygamber Efendimiz, "Hâfız olanlara cennette taç giydirilecek!"
buyurmuşlar herhalde. Siz daha iyi bilirsiniz ya, biz bu kadar
duyduk anladık!.." Kendisini teselli etmek ihtiyacı hissettim:
"-Tabii teyze, ne demek!.. Keşke herkes sizin gibi duyduklarını
hemen kabul etse de teslim olsa... Siz hiç merak etmeyin, kızınız
önce Allah(c.c.)'a sonra bize emanet!.."
Kadıncağız elime yapıştı. Öpecekken ellerimi geri çektim,
utandım. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yaşardı.
"-Hocahanım bu eller, gözler hep günahlı, asıl sizinkiler
öpülmeye layık!.."
"-Estağfirullâh teyze!" dedim . "O âhirette belli olur."
***
Bu konuşmadan sonra kaydını yaptığımda Fatma'nın Erzurumlu
olduğunu öğrendim. Bir an düşündüm.
"-Küçük nasıl kalacak, bu kadar uzaklarda..."
Zaman ilerledikçe Fatma'nın edepli tavırları daha da çok etkiledi
beni. Azimliydi. Geceleri uykusunun arasında ayetleri sayıklarken
görüyordum çoğu kez. Böyle devam ederken arada bir bana gelip
çeşitli sorular soruyordu. Birgün:
"-Hocam hâfız olmak için Kur'ân'ı bitirmek mi lazım?" diye sordu.
Ben de:
"-Tabii ki hepsini ezberleyeceksin ki, "hâfız" adını alacaksın."
Bu cevabıma çok üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki...
Teşekkür etti ve döndü arkasına gitti.
Derslerim arasında onlara sürekli Kur'ân ezberlemekle işin
bitmeyeceğini mutlaka içindekileri uygulamanın gerektiğini
hatırlatıyordum. Talebelerden biri:
"-Hocam" dedi. "Fatma'nın annesi, abdestli olmayanların hâfızlara
dokunamayacağını söylemiş. Bu doğru mu?" diye sordu.
Çok ilginçti doğrusu. İçimden "mâşallâh!" dedim. Ve onların
sorularına da cevap vermek için, "Osmanlı zamanında atalarımız
Kur'ân'a ve hâfıza kıymet verdiklerinden öyle yaparmış." dedim.
Çok hoşlarına gitmişti bu iş. Hepsi âdetâ kendilerini ulaşılması
zor, vitrindeki altın gibi görüyorlardı.
"Görsünler" dedim kendi kendime... Bu yaşta, buralara gelmişler.
Allah(c.c.)'ın kelâmını ezberliyorlar, onlara fazla görmem bunu.
Bu arada Fatma ara sıra rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu.
Zaman geçtikçe Fatma'nın morali ve sağlığı daha da çok bozuluyordu.
Birgün dersini 2 kez aksatınca sormak zorunda kaldım:
"-Ne oldu, yoksa anneni mi özledin?"
Sert bir şekilde bana döndü. Solgun yüzüne bir ciddiyet gelmişti:
"-Hayır", dedi.
"-Öyleyse neden moralin bozuk? Sık sık da hasta oluyorsun!" dedim.
Yalvarır gibi oldu. Gözleri dolmuştu:
"-Yanlış anlamayın, inanın ki annemi özleyip de gitmek istediğim
yok. Burayı çok seviyorum. Allâh'ımdan çok korkuyorum. Buraları terk
edersem, bana âhirette hesabını sormaz mı?"
Dilim dudağım bağlandı. Bir şey diyemedim. Suçlu bile hissettim,
kendimi. O küçük kalbte bu ne îmandı, Yâ Rabbi! Onu hayranlıkla
izliyordum.
Birgün çok rahatsızlandı. Doktora götürmek zorunda kaldık. Bir
çok tahlillerden sonra, arkadaşım olan doktor hanım:
"-Hocahanım, derhal bu talebeyi ailesinin yanına gönder." dedi.
Şaşkınlıkla:
"-Neden?" diye sordum. Bana:
"-Belki üzülecek, hatta inanmayacaksın ama, bu talebe "kanser!...".
Âdeta başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.
***
Hastâneden ayrılırken Fatma'ya hiç bir şey diyemedim. O ise
hâlimi anlamış gibi, bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya
çalışıyordu. Kulağıma eğilerek:
"-Hocam" dedi. "Azrail insanların canını alırken nasıldır?"
Ağlamamak için zor tutum kendimi:
"-Mü'min kullara karşı çok güzel bir sûrettedir." dedim.
Mırıldandı:
"-Belki hafız olamam, ama Elhamdülillah mü'minim!" diye.
Hâfız olmak için Kur'an'ı bitirmek gerektiğini söylediğimde neden
üzüldüğünü şimdi anlamıştım. Demek ki hastalığını biliyordu.
Bir kaç gün sonra eşyalarını hazırlamaya başladık. Çünkü artık
dayanılmaz acılar içinde kıvranıyordu. Evine gitmesi gerekiyordu.
Ailesi geldi. Fatma yanıma gelerek, mahcûbiyetle:
"-Bana kızmadınız değil mi? Eğer söyleseydim belki kursa almazdınız!.."
"-Ne demek!.. Nasıl kızarım sana.." dedim. "Hem sonra, sakın
üzülme hâfızlığımı bitiremedim diye. Bu yola girdin ya, Rabbim seni
hâfızlar zümresinden yazmıştır inşâallâh!" dedim.
Öyle sevindi ki! Sarıldı boynuma:
"-Gerçekten ben şimdi hâfız sayılır mıyım? Anne bak duydun değil mi?"
Hüngür hüngür ağlıyordu.
Ya Rabbi, bu ne aşktı!
Rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydı şu Fatma, ne güzel bir kul
olurdu.
***
Böylece Fatma'yı gözyaşları ile Erzurum'a uğurladık. Çok geçmedi.
Bir iki hafta sonra ailesi ağırlaştığı haberini verdi. Bu bir iki
hafta içinde ondan iki mektup almıştım. Bana hep hâfızlık tâcını
merak ettiğini, bunun rüyalarına bile girdiğini yazıyordu.
Birgün sabah namazından sonra telefon çaldı. Fatma'nın annesiydi
karşımdaki ses... Ağlamaklı bir sesle:
"-Hocahanım Fatma'yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okur
musunuz?" deyince, ben de dayanamadım ağlamaya başladım.
Annesi beni teselli edercesine telefonu kapatmadan:
"-Size ölmeden önce şunu söylememi istedi", dedi. Hıçkırarak:
"-Anneciğim, hocama söyle!.. Azrâil söylediğinden de güzelmiş."
"Ey Rabbim; senin kelamın için yanıp tutuşan, yoluna yapışıp
kelâmına sımsıkı sarılan kulunu, sen son nefesinde yalnız bırakır mısın hiç?"
|