|
...aciz...
Bayan Moderatör
Üye Grubu : O Bir Klas
Nerden : ....
Kayit Tarihi : 24 Şubat 2007, 10:50:55
Mesaj Sayisi : 1303
Konu Sayisi : 170
Üye No : 4
Rep Gücü : Rap 88
Kisisel Mesaj : ELHAMDULİLLAH....
Offline
|
 |
« : 28 Temmuz 2007, 08:45:53 » |
|
Resûlullah (s.a.v) bir beşerdir. Ama kendisine vahiy gelen bir beşer!... İnsanlığın hidâyeti için, aldıklarını tebliğ etmekle görevli bir mürşid... Gözlerin görmediği, akılların almadığı yüce ufuklarla irtibatı olan seçilmiş kimseydi... Kur’ân-ı Kerîm, Resûlullah (s.a.v)’in şâhsiyetinden bahsederken “beşer” sıfatını zikreder. Resûlullah (s.a.v)’in şöyle söylemesi istenir: “De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, ilahınızın, sadece bir ilah olduğu vahy olunuyor.” (Kehf/110; Fussilet/6) Bu yüzden Efendimiz (s.a.v) hiç bir zaman kendisini beşerî fıtratın dışında tutmamıştır. Hatta sahâbe, Resûlullah (s.a.v)’i övmeye kalkıştığında, onları îkaz ederek şöyle buyurur: “Hıristiyanların Îsâ’yı övdüğü gibi beni övmeyiniz. Ben, Allah’ın kuluyum. Siz de Allah’ın Kulu ve Elçisi deyin.” derdi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 24) Eskiden beri, bilhassa inanmayan insanların peygamberlere yönelttikleri îtirazlar da, aşağı yukarı hep aynıdır. Bu îtirazların başında, peygamberlerin insan olmaları gelmektedir. Hâlbuki Kur’ân, bütün peygamberlerin yemek yediğini ve sokaklarda gezdiğini çok açık bir şekilde beyan etmiştir: “Onlar şöyle dediler: “Bu ne biçim peygamber ki, (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona kendisiyle birlikte uyarıcı olarak bulunan bir melek indirilmeli değil miydi?” (Furkân/7) Aslında, kâfirlerin bu şekilde inkâra gitmelerindeki sebep; “Gurur ve kibirlerini yenememeleri”dir. Kâfir ve müşriklere göre; “Nasıl olur da falanın oğlu Peygamber olabilir? O, bilinen (herkesin tanıdığı) falanca değil mi? Niçin Allah (c.c) ona vahiy indirsin ki? Kendileri gibi yiyip içen, uyuyan, sokaklarda gezen birisi, yüce bir âlemle ilişki kurabilir mi; kendileri neden bu kâbiliyete sahib değildirler!...” Bu gibi saçma (akıl dışı) bahâneler öne sürerek gerçeği kabûllenmek istemiyorlardı. Kâfirlerin bu gibi fikirleri Furkân Sûresi 21. âyette şöyle açıklanmaktadır: “Bize kavuşmayı ummayanlar, “Bize ya melekler indirilmeliydi, ya da Rabbimizi görmeliydik?” dediler. And olsun ki onlar kendileri hakkında kibre kapılmış ve azgınlıkta pek ileri gitmişlerdi. (Fakat) melekleri görecekleri gün, işte o gün, günahkârlara hiç bir sevinç haberi yoktur ve (size sevinmek) yasaktır, yasaklanmıştır.” diyeceklerdir.” Cenâb-ı Hakk, bütün peygamberlerin insan olduğunu, yiyip içtiğini, çarşılarda dolaştığını şöyle beyan etmektedir: “(Resûlüm) Senden önce gönderdiğimiz Peygamberlerde, şüphe yok ki istisnasız yemek yerler, çarşıda dolaşırlardı. (Ey İnsanlar!) Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesîlesi) kıldık. Bakalım sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.” (Furkân/20) Resûlullah (s.a.v) bir çok yerde kendisini “beşer” olarak tanıtmıştır. Buna istinâden sahâbeden bazıları; “O bir beşerdir, kızgınlık ve sevinçli anlarında konuşur” diyerek, Resûlullah (s.a.v)’den duyulan her şeyin yazılmamasını ileri sürmüşler ve Efendimiz (s.a.v) de bunu duyduğu vakit parmaklarıyla ağzını işaret ederek, hadîslerini yazmak isteyen sahâbîye; “Yaz, vallâhi ondan Hakk’tan başka bir şey çıkmaz” buyurmuştur. (Ebû Dâvud/İlim: 3) Resûlullah (s.a.v), hayatta karşılaştığı hâdiseler karşısında son derece tabiî davranmıştır. Mesela; oğlu İbrâhîm’in vefâtında gözleri yaşarınca; (Resûlullah (s.a.v)’in peygamber olduğu için ağlamaması gerektiğini düşünerek) ağlamasının sebebini sorarlar. O zaman Efendimiz (s.a.v), onlara şöyle cevap verir: “Elbette göz yaşarır, kalb üzülür...” (Müslim/Fedâil: 15) İnsanoğlu yaratılış olarak çok yönlü bir varlıktır. Korku, ümit, sevgi, nefret, acelecilik, kızgınlık vb. motiflerle donatılmıştır. Yani insan bütün özellikleri olduğu için insandır. Bir beşer olarak; Resûlullah (s.a.v) Efendimiz de sevinmiş, üzülmüş, korkmuş, ümit etmiş ve kızmıştır. Bu gibi hâllerini yorumlarken dâima “kendisinin de bir beşer” olduğunu hatırlatmıştır. Meselâ bir defasında: “Muhammed (s.a.v) de bir beşerdir, beşer gibi o da kızar ...” (Ahmed b. Hanbel, a.g.e., c. 2, s. 493). Başka bir zaman ise; “İnsanların kızdığı gibi ben de kızarım...” (Müslim/Birr: 95; Ebû Dâvud/Sünnet: 10) ifâdesini kullanmıştır. Resûlullah (s.a.v) bir beşer olarak kendisini insanlardan üstün görmemiş, insanlar gibi yediğini ve herkes gibi oturduğunu söylemiştir. Bir gün konuşmak üzere Resûlullah (s.a.v)’e bir adam gelir. Fakat korkudan titremeye başlar. Efendimiz (s.a.v), son derece müşfik bir tavırla adamı teskin eder: “Sıkılma. Ben kral değilim. Ben, güneşte kurutulmuş tuzlu et yiyen bir kadının oğluyum!” buyurur. (İbn Mâce/Et’ıme: 30) Resûlullah (s.a.v) beşer olduğunu söylerken, kendisi diğer insanlar gibi değildir. Çünkü Efendimiz (s.a.v) en başta Cenâb-ı Hakk’ın terbiyesinden geçmiş bir insandır ve ayrıca âdemoğullarının efendisi olarak, kendisine ilk şefaat hakkı verilecek bir peygamberdir ve ümmetini kevser havuzunun başında bekleyecektir. (Müslim/Fedail: 25) Allah Teâlâ’nın insanlara kendi cinslerinden bir insanı peygamber olarak göndermesi çok anlamlıdır. Çünkü böyle bir Peygamber insanların duyduklarını duyar, zevk aldıkları şeylerden zevk alır, tercübelerini değerlendirir, arzu ve sıkıntılarını fark eder... Bu yüzden onlar güçsüz düştüklerinde merhamet gösterir, yardım eder ve onların eksiklerini gördüğünde tamamlar. Resûlullah (s.a.v) ümmetinden bir ferd gibi yaşamış, rızkını onlar gibi temin etmiştir. (Buharî/İcâre: 2; Müslim/Îmâm: 302) Eğer öyle olmasaydı, geçimini temin edemeyen ve bu yüzden de sıkıntı çeken kimselere örnek olamazdı. İnsanlar, Efendimiz (s.a.v)’in sunduğu gerçekleri kabûl etmemek için hiç bir bahâne bulamamalıydı. Maîşet derdi düşünmüyor da, ondan dolayı inançlarıyla baş başa kalıyor, diyememeliydiler. Resûlullah (s.a.v) hem çalışıyor, hem de geçim engelini mazeret olarak ileri sürmüyordu. Ümmetine bu biçimde en güzel şekilde örnek oluyordu.
|