|
Üye Grubu : Klas Dostu
Yas : 17
Cinsiyet : 
Nerden : konya
Kayit Tarihi : 22 Aralık 2007, 14:00:42
Mesaj Sayisi : 59
Konu Sayisi : 39
Üye No : 752
Rep Gücü : Rap 1
Kisisel Mesaj : ..........:::::HAYKO CEPKİN:::::..........
Offline
|
 |
« : 23 Aralık 2007, 13:57:31 » |
|
Aç Kapını
İltifât et aç kapını bendeni sevindir.! Nağmeler sun ruhuma ötelerin dilinden; Sun ve gönlümü saran hafakanlarımı dindir.! Sunduğun gibi nâçârlara kendi elinden. Sensin o tek merhametli bana da bir ihsan, Lutfeyleyip yolumu otağına çevir.! Yol boyu her dönemeçte nezdinden bir bürhan; Sal ufkuma ahdini emânıma yetiştir! İç içe gurbetteyim, yok gurbetlerin dibi, Ağarsın ak günler, ersin zulmetin eceli.! Sensin bu gamnâk gönlümün Biricik Sahibi, Herkes gibi ne olur bana da bir tecellî.! Ve her ân yepyeni bir vuslat heyecanıyla, Gönlüme o derin sevginin zevkleri insin.! Hep kanatlansın ruhum aşkının tufanıyla. Hicranla köpüren ızdıraplar bir bir dinsin! Duyayım kalbimde tecellî ettiğin ânı. Ve bakışlarım sonsuzun rengine boyansın! Göreyim şevkin vuslata döndüğü zamanı... İsterse artık her yanım ateşlere yansın... Bir sırlı âlem ki güneş tıpkı bir bengisu, Madde çözülüp mânânın bağrında erimiş; Ruh tecellî avında ve gönül kurmuş pusu, Herkes bir büyülü temâşâ ufkuna ermiş... O yerde O’ndan başka hiçbir şey işitilmez, Kulaklara çarpan ses duyguların bestesi; Saatler 'tik tak' ve günler doğup-batmak bilmez, Zaman, mekan bilinmezin sırlı hendesesi...
Ak Ve Kara
Apaydınlık bir dönem, kol kol gezen güneşler, Semâda yüzüp giden kehkeşânlara inâd. Her bucağı Irem Bağları’na denk o günler, Gök kuşağı gibi zafer tâklarıyla âbâd...
Sonra bir kâbuslu devir ve aranan dünler Firavunlaşdı herkes firavundan da berbâd.
Harâb oldu her taraf, soldu çiçekler, güller, Bülbülün dilinde dinmeyen yeisli feryâd.
Gökler gamlı, bulutlar küskün, kurudu göller, Virânelere döndü her yan, simsiyah eb’âd.
Yine rüyâlarda kor, tütüyor eski günler Mışıl mışıl *** yatağında milletçe murâd...
Akıncı Türküsü
Atlasdan cepkenli yiğit akıncı! Dönmedin geriye bunca yıl oldu. Gözlerim yollarda ruhumda sancı, Elimde güllerim buruşup soldu.
Gezdiğim yerlerde hep seni sordum; Şimdi gelir diye hayâller kurdum. Günler geçti ben: “Yarın!” deyip durdum, Bin hafakan sînem boşalıp doldu...
Ger dizgini artık, şahlansın atın! Ger ki, va’dedilen günler pek yakın! Ufukta bahar var, unutma sakın! Zulmet silindi her yöre nûr oldu.
Akyol
Gördüm nurlu geleceği rüyamda bir gece, Işıklar yağıyordu her tarafa sessizce...
Ahenkle işleyen bir saat gibiydi isler; Bir bir silinip gitmisti asırlık teşvişler...
Ve herkes birbirine yürekten bakıyordu; Somaki musluktan kevserler akıyordu.
Tertemiz çehreleri ile geçerken kudsiler, Ümitlerimize bir bir fer salıp geçtiler.
Yeni bir dünya kuruluyordu; harıl harıl... Her taraf gökle yarışır gibi... pırıl pırıl !
Geçtikçe tekmil bu şimsek bakışlı yiğitler, Anladım; muştusu verilen zamanmış meğer.
Civanlar gördüm yüzlerinde gariplik rengi, Hükmettım kı bunlar,o ilk kudsilerin dengi.
Dolaştım her tarafı usanmadan,bezmeden; Ziya ıçenlere erdim bir ulu çesmeden...
Şükranla gerilip gezenler vardı kolkola.. Sonra teker teker ulaştı herkes AKYOL'a...
Allah ve İnsan
Tekmil İnsanlık her an Allah duygusuna aç, Zihinler şîrâzesiz, zihinler O’na muhtaç... Sezer her zaman temiz vicdanlar bu duyguyu, Düşünce çıkmazları Rabb’e ulaşma koyu... İlmin o engin ufku, mantığın hünerleri, Dolduramıyor İmandan boşalan yerleri. Bir sürü ulemâ ve bir sürü de filozof... Nazariyeleri çarpık, düşünceleri kof. Ne fikirlerinde sadra şifa veren beyan; Ne madde ötesini olduğu gibi duyan. Anlayışlar kısır; her şeyin mebdei meçhûl, Ve yığınlar faraziyeler ağında ma’lûl. Oysa, her renkte ve her seste O’ndan bir ma’nâ, Ruh ve hikmet ufkunda her şey İnsandan yana: Varlık O’nun nuru, o Nur’un dalgalanışı, O, hem varlığın hem de hâdiselerin başı... Bu sırrı kavrayan gönüller oturaklaşır, Ancak oturaklaşan ruhlar O’na ulaşır. Gözsüz görmese de her yanı O kaplamakta, Sırra, hep bu ilâhî münasebet akmakta... Ve duygular O’na uyanmakta perde perde, Bir vuslat istikametinde ki az ilerde... Her tarafta kevserden gürül gürül çeşmeler, Her yanda İnsan-Allah bestesinden nağmeler. Fikir bu ufka erip gönülle birleşince, Ayrı bir visal kapısı açılır her gece. Bu eşiği aşan ruh kendi özüne erer, Gerçek İnsan olmaktan gaye de buymuş meğer...
Altın Saçlı Bahar
Bu mevsim o kadar coşkun ki sular, Çığlık çığlık vadi, dere inliyor. Sular gibi köpürüyor duygular, “Gel Sonsuz’a yelken açalım” diyor. Nur yağıyor, ışık sarmış her yanı, Zaman artık sevinç, neş’e zamanı.. Beklemiştik mevsimlerce bu ânı, Bir bir ölenler şimdi diriliyor...
Her yanda güzellik, her yanda âhenk, Geçmişteki muhteşem günlere denk.. Ve bahçelerimizde hevenk hevenk, Bir başka tadda meyveler eriyor...
Duygularla dolu esiyor rüzgâr, Kabarıyor denizlerde dalgalar; Enginlerde altın saçlı bir bahar, Binbir renk ve desenle tülleniyor.
Ve, gelenler daha mutlu olacak; Dünyâ yeniden ışıkla dolacak.. Asırlık karanlıklar boğulacak, Muştusu ULU DÎVÂN’dan geliyor
Altın Tenler
Taptâze altın tenlere benzer bu yiğitler; İniyor çevrelerine ışıktan demetler... Sonsuzdan gelen ilhâmla doldukça dolmuşlar, Hızır’la arkadaş olup sırlara dalmışlar...
Bir büyülü kevserle meğer hepsi de mest imiş, Gözlerinden belli her biri bir sırra ermiş. Tûfânlara denk heyecânları var hiç dinmez; Polat gibi yürek taşırlar korkmaz ve sinmez...
Bilir cihân bunları, belli beldesi köyü, Çehrelerinde feşedici gizli bir büyü..! Ve şimdi dehâya denk bu parlak ferâsetler, Horozu çoktan ötmüş bir kutlu şafak bekler...
Aşılmaz
Ah edip ağlamadan, Sîneler dağlamadan, Su gibi çağlamadan, Bu dağlardan aşılmaz! Cânı cânânı vermeden, Fakr ile fahr'a ermeden, Yokluğa kanat germeden, İmkânsız yollar aşılmaz!
Kafada düşünce, sînede îmân, Gönülde heyecan, hislerde tûfan, Ve binbir ızdırâp, binbir hafakan, İçini sarmadan çöller aşılmaz!
Ötelere gönül gözü açmadan, Pervâz edip dost eline uçmadan, Benliğine kıvılcımlar saçmadan, Sarp yokuşlu bu yollar hiç aşılmaz!
Ölüp ölüp dirilmeden, Hergün bin kez gerilmeden, Canda öze erilmeden, Şekler, gümânlar aşılmaz!
Sine kebap olmadan, Vakit-mîat dolmadan, Sen, senden kurtulmadan Dere tepe aşılmaz!
Yolcu buruk baş gerek, Gözde daim yaş gerek Huy biraz yavaş gerek, Yoksa yollar aşılmaz!
Ateşten Sineler
Ateşten sîneleriz alev dokunmaz bize; Kor kesilip gitmiştir gelenler semtimize... Sararmıştı benizler yüzümüzü görmeden, Dize gelmişti düşman murâdına ermeden. Ruhlarına azâbız, onlar bilirler bizi, Şimşeklerle yarıştık tanırlar hepimizi. Azgınların başında sindirici cezâyız; Dostlara dost isek de, düşmanlara ezâyız! Kulaklarda çağıltı mâzî gibi ırmaktan, Dize geldi bayraklar ay-yıldızlı bayraktan. Hasımlara tûfândık; nûr etdik çevremizi, İsterseniz bir sorun şanlı mâzîye bizi... Şimdi dinmiş olsa da, ruhlarda heyecânlar, Mutlaka tutuşacak, o eskiki akkorlar...
Âvâre Gönül
Gel artık aldanma divâne gönül; Pişman olup yoksa ağlayacaksın. Oldun bir hayâle pervâne gönül, O hülyâ ile bir gün yanacaksın... Bildim bileli her dem âvâresin, Yolların yoldaşı tam bîçâresin; Dertleri pek çok bir baht-ı kâresin, Bir bilsem ne zaman anlayacaksın... Her gün ömrün mumlar gibi eriyor, Bak, feryâdına kimse ses vermiyor! Hasretlerin, hicranların bitmiyor, Acaba ne zaman uyanacaksın! Arzuların hep ruhunu kanattı, Günahların her ufkunu kararttı; Gelen günler geçenleri arattı, Bilmem buna nasıl dayanacaksın?
|