| 20 Ocak 2008, 01:16:58 |
|
koca_türk
Ziyaretçi
|
 |
« : 20 Ocak 2008, 01:16:58 » |
|
İbrahim Fahreddin Efendi Hz. Cerrahi tarikatı şeyhi ve Karagümrük tekkesinin postnişini merhum İbrahim Fahreddin Efendi hazretleri 1886 Eylül’ünde Nureddin Cerrahi dergahında dünyaya gelmiştir, bir taraftan devrin gerektirdiği zahiri ilimleri tahsil ederken, bir taraftan da, babası Mehmed Rıza Efendi'den tarikat terbiyesi alarak, önce dergahın Kahve Nakibliğine, sonra sırasıyla çeragciliga, dergah mutfağının asçı yamaklığına, türbedarlığa, aşçılığa, Üsküp Kocane Dergahı Şeyh Vekilliğine, Üsküdar Arakiyeci Hacı Mehmed Mescidi bünyesindeki Mehmed Arif Dede Dergahı Şeyhliğine yükselmiş, bilahare de babası daribeka edince, onun yerine postnişin olmuştur.
1912'lerde posta oturan, meşrutiyetin son, cumhuriyetin ilk yıllarının korkunç yıkımları içinde dergahı ayakta tutmak için büyük gayretler sarf eden İbrahim Fahreddin Efendi, dergahların devrana kapatıldığı tarihlerde daha bir gayretlenerek, Nureddin Cerrahi Dergahını teslim etmemek için kelle koltukta savaşmıştır..Tekkelerle birlikte türbeleri de kapatan kanun yürürlüğe girince:
Asumandır kubbesi hep ihtiran kandilleri, En ziya bahsa kandili güneşle mahdir! Kapatılmakla tekaya kaldırılmaz zikr-i Hak, Cümle mevcudat zakir bütün kainat dergahtır!
esprisi içinde hareket eden İbrahim Fahreddin Efendi, dergahı devrim yobazlarına çiğnetmemek için yiğitçe mücadele etmiştir.
Evradı-şerifi okumaya tek başına devam edip çerağı söndürmemek için canla başla çalışmıştır, dervişlerine "Peşinize teneke bağlamayın" dediği söylenir. Dergah'a kiralık tabelası yapıştırmaya gelen görevli memura önce emirkuludur deyip nazik davranmış ama ben hayattayken bu tabelayı asamazsın demiş ardından al bu "KİRALIK" tabelasını, seni gönderen karısının alnına yapıştırsın deyip cesurca Dergah' ını korumuştur.
Son Demleri(Sefer Efendi Anlatıyor)
İste o son sene..Fahreddin Efendim şeyh odasında yatıyor. Bazen daralıyor, kalkıyor oturuyor yatağa: Yahu ikindi geçti, güneş gurub ediyor, çabuk su getirin, abdest alayım, namaz kılayım! diyordu.Kendinde olmadığı halde böyle söylüyordu.
O son dem rahatsızlıklarında: Gidiyoruz artık, gidiyorum! dediği zaman, Valide Sultan(HANIMI): Efendi, hep gidiyorum, diyorsun! Bizi kime bırakıyorsun? diye sızlanınca: Bana bak kadın!.. (Kendi çocukları yoktu) sana öyle evlatlar bırakıyorum ki, bundan sonrası sana raci!.. Kendi sulbümüzden gelseydi bu kadar hayırlı olmazlardı!.. dedi.
İste o akşam, Valide Sultan: Safer oğlum, bu gece burada kal, gitme! dedi.
Gitmedik tabii, dergahta kaldık.Aralık ayı,1966.. Mevsimsiz karpuz getirmişler, bir parça beyaz peynirle biraz karpuz yedi.Yakınlarından iki kadın vardı.Onlara tenbihatta bulundu: Sakin ha bağırıp çağırmayın! İnsanin cani bölünür!.. Ve beni yalnız bırakmayın, Şeytan bir yudum su için insanin imanını alabilir!.. dedi.
Sonra o gece bir ara eli hareket etti.Koştum, bir şey söyleyecek sandım... Aaaaaa!.. Baktım ki hal dönmüş!.. Evvelce de vasiyeti var bana: Hal dönünce, hemen evrad-ı şerife basla! Ben işi anlarım! demişti...
Kesik kesik nefes alıyor. Ben hemen evrad-ı şerife başladım! 10 eüzu, 9 besmele, 100 istiğfarla başlıyor bizim evrad-ı şerifimiz fakat tamamını okuyamadım!..
Bir ara baktım, bir alay adam dolmuş odaya. Halbuki iki tane kadın vardı sadece. Ondan sonra karyolayı ortaya çektik, halaka olduk etrafında, tevhid ediyoruz: La ilahe illallah, La ilahe illallah, Men kale ahir kelamuhu La ilahe illallah, dahalel cenneh!.. Böyle göçtü..
Ana ve babası tarafından seyyid olan Fahreddin Efendi'nin bir vasiyeti daha vardı bize: Ben göçünce Kerbela toprağını koyun gözüme! diye. Gözleri açıktı göç ettiği zaman. Ne yaptımsa kapatamadım gözlerini.
Ertesi gün yunduk, kefenledik. Kerbela toprağından yapılma tableti gözlerinin üstüne bizzat ben koydum. Tabuta koyduk, götürdük Fatih Camii'nde namazını kıldık, getirdik. Kucağıma aldım, kabrine koydum, sıcacık. Halbuki meyyit soğuk, kaskatı olur ama Fahreddin Efendim sıcacıktı, yumuşacıktı. Koydum toprağa, kendisi döndü kıbleye!..
Sonra, mübarek yüzünü son bir defa daha göreyim diye kefenini baş ucundan açtım. O Kerbela tabletini kaldırayım da bir daha bakayım gözlerine diye ne kadar uğraştımsa, o elimle koyduğum tableti bir türlü kaldıramadım! Ve gözlerinden şapır şapır kan geliyordu, o Kerbela taşının altından!.. Tabutu kan içindeydi. Hala lekesi var, tabutu duruyor türbede!..
Sualname isimli bir eseri vardır; Eski takvimle 1339’da İstanbul’da İslam - Kur’an yazısı ile basılmış bu eser, iki kısımdan müteşekkil olup, birinci kısımda tasavvufa, tarikata, süluka ait bilgiler verilmekte; derviş, muhib, mürid, sufi, veli, tevbe, misak, biat gibi kavramlar anlatılmakta, Cerrahi tarikatına ait kurallar, edebler beyan edilmektedir. İkinci bölümde ise, tarikatla ilgili bazı tasavvufi ve hikemi şiirler ve ilahiler yer almaktadır. Tasavvufla, tarikatla, zikirle, sufilik ahlak ve edebiyle alakalı çok mühim ve değerli bir eserdir.
Mustafa Özdamar'ın Gönül Cerrahı NUREDDİN CERRAHİ ve Cerrahiler kitabından yararlanılmıştır.
|
|
|
|
|