Üye Girisi Yapmamissiniz Ya Da Zaten Bir Klas En Klas Forum Sitesi Üyesi Degilsiniz. Forumlardan Yararlanabilmek Için Üye Olmalisiniz. Lütfen Buraya Tiklayarak Ücretsiz Üye Olunuz.
  Klas En Klas Forum Sitesi > Klas Forum Bayanlara Özel Bölüm > İslam'da Kadın (Moderatörler: TURKUAZ, dürr-i can) > İslami Evlilik Ne Demek?
Konu Bilgileri Kisayollar
Konu Basligi İslami Evlilik Ne Demek?
Cevaplar 0
Önceki Önceki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 95
Sonraki Sonraki Konu

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: İslami Evlilik Ne Demek?  (Okunma Sayısı 95 defa)
22 Ocak 2008, 20:13:39
koca_türk
Ziyaretçi
« : 22 Ocak 2008, 20:13:39 »



    Eğer İslami bekarlık, İslami kadınlık, İslami erkeklik, İslami sinema, İslami müzik, İslami banka vb. kavramlaştırmalar doğruysa, İslami evlilik de o kadar doğru bir kavram olarak kullanılabilir. Müslümanların birer insan olarak ama Müslüman insanlar olarak yaptıkları her şeyin başına İslami ya da Kur’ani, nebevi, rabbani, tevhidi vb. sıfatlar eklemeleri büyük yanılgı ve yanlışlara yol açabilmektedir.
Mülkün, hükmün ve gücün Allah’ın dışındaki otoritelere verilmiş olduğu toplumlarda hayatın her veçhesinin bu otoriteler tarafından belirlendiği ve yönlendirildiği açık bir gerçek iken, böyle toplumlarda yaşayan Müslümanların yaptıkları her şeye İslami diyebilmeleri ne derece doğrudur? Hem İslami nitelemesini olur olmaz her şeye yakıştırmakla, hem de İslami denilebilecek sosyal-toplumsal bir kurumlaşmanın gerçek anlamda mümkün olmaması, dolayısıyla bu ifade tarzı, yanılgı kaynağıdır.
Çünkü, Müslümanlar yaşadıkları toplumda birer insan olarak yaptıkları ticaret gibi kurdukları evlilik çatısını da topluma egemen olan iki ana kültüre, geleneğe ya da değişime uydurarak, uydurmak zorunda kalarak gerçekleştiriyorlar.
Geleneksel kültüre uyarak yapılan evlilik de, modern şehirli kültüre uyarak yapılan evlilik de esasen İslam’ın öngördüğü yaşam tarzına uygun düşebilir.
Çünkü evlilik sonuçta insani bir olaydır ve yeryüzünde dini, ideolojisi, kültürü ne olursa olsun her insanın hayatından bir bölümdür. Müslüman için burada aranacak tek fark, inandığı değerlerin kendisine dayattığı helal ve haram sınırlarıdır.
Burada temel sorun, Müslümanların, işin içine daha İslam’ı, Müslümanlığı, helal ve haramı katmadan, “insan olarak” kişilikli, şahsiyetli, olgun ve medeni olabilmeyi becermeleri ve kişilik sahibi- gelişmiş bir insanilik durumunda İslami kuralların muhatabı olabilmeleridir.
Bu anlamda “evlilik” ve beraberindeki sorunlar “İslami” değil daha oraya gelmeden insani temelden ele alınmalı ve cevap aranmalıdır. Çünkü, bugün var olan, yaşanan yığınlarca örneğin de ortaya çıkardığı açık bir gerçek vardır ve bu Müslümanların insani gelişmemişliklerinin, zafiyetlerinin üzerini İslam2ın biçimsel kalıplarıyla örtüp gizledikleridir.
Bir Müslüman erkek; kadına ve kadınlara çamaşır ve bulaşık makinesi, hizmetçi, aşçı, geri kafalı, eksik, ikinci sınıf insan gözüyle bakabiliyor ve öyle davranıyorsa, aynı şekilde bir Müslüman kadın da erkeğe ve erkeklere (haşa) küçük birer Rabb, yani yöneten, çekip çeviren, eğiten, öğüten, dövme, sövme, övme ve yerme hakkına sahip (ceza veren), rızık sahibi ve bağlanacak bir efendi gözüyle bakıyorsa, burada İslam’ın Kur’an’ın, helal ve haramın, İslam dünya görüşü ve felsefesinin, Resulullah’ın sünnetinin hayatlara sinmiş ya da sindirmek için yoğun bir şekilde çaba gösterilen (!) izlerinin hiçbir ilgisi, etkisi söz konusu değildir, olamaz da.
Burada, 20.yüzyılda yaşayan, gelenek ve modernizm arasında kültür bunalımı içinde bulunan TC devlet ve toplum yapısının içinde yetişmiş, şehirli ve modern olamadığı durumlarda gelenekçi ve köylü, geleneği aştığı durumlarda da arabesk şehirli olabilen tipik bir gelişmemiş Türkiye insanı vardır ve görüş açısı bu tipolojinin gayrı insani ve sığ özelliklerine sahiptir.
Bu anlamda İslam, İslami evlilik ve benzeri insani durumlara ilişkin kural ve sınırlarından çok, insan etmeye, adam etmeye, olgunluğa ve sorumluluğa sahip olmaya çağıran, yani bu toplumsal tipolojideki insanı değiştirip Müslüman etmeden önce Müslümanlık yapabilecek birer insan yapan mesajlarıyla konuya muhatap kılınırsa anlamlı ve pratik bir işlev görebilir. Yoksa daha insani noktada eksiklik ve zaaflar taşıyan Müslümanlara falan ayet ya da hadisin veya fıkıh kurallarının muhatap edilmesi ile sorunların niçin çözülmediğinin cevabı kolay kolay bulunamaz.
Bugün geleneğe bağımlı Müslümanlar, atadan, dededen, anadan, babadan gördükleri birçok siyasi yaklaşımı cesaretle sorgulayıp kolayca terk edebilmektedirler. Yine şehir kültürüne uyum sağlayan Müslümanlar, modern kent yaşamına ayak uydurmakla birlikte bir çok konuda daha net bilinç düzeyine ulaşıp, bu düzeyde kent kültürünü sorgulayabiliyorlar. Fakat ağılıklı olarak siyasi bağlamda ve bilinç düzeyinde olabilen bu cesaret ve değişim, her nedense evlilik, kadın, erkek çerçevesindeki sosyal sorunlarda gösterilemiyor. Bu konularda ya geleneğin tehdit edici katı mekanizmalarıyla ifrata, ya da modernizmin serbest bırakıcı kuralsızlığıyla tefrite düşebiliyor.
Oysa tüm bunları yaşayan herkes aynı zamanda biliyor, özlüyor ve hissediyor ki bu toplumda bir Müslüman aile hukuku pratize edilebilsin ve hem kadın hem erkek temel insanı haklarını kullanabilsin.
Bu noktada karşımıza yine insanlık sorunu çıkıyor. Kadınlığı, erkekliği, bekarlığı, evliliği bir kenara bırakıp, sonuçlar itibarıyla cesurca düşünebilirsek, kadının sokağa çıkmasına karşı olmanın arka planında ya kadını kırılacak cam vazo, kirlenecek beyaz mendil, doğuştan günahkar doğmuş bir mahlukat, karşıdan karşıya geçemeyecek kadar aciz bir yaratık, erkeğin mülkü altındaki bir mal gibi gören gelişmemişliği ya da babadan devralınan törelerin ataerkil/pederşahi ilkelliğini buluruz. Yine kocasını (ağbisini, babasını) üstün gören kadının, erkeklerin orada burada rahatça hareket edebilmelerinin ne gibi bir hicab’a (günahtan koruyacak örtüye) dayandığını sormayan, sorgulamayan suskunluğunun gerisinde, ya yine erkeği üstün, hakim, malik, Rezzak vb. gören gayri insani ve gayri İslami içgüdüyü ya da yine anneden, abladan devralınan geleneksel “kadınlık” kimliğinin izlerini görürüz.
Bunun şehirliler için olanı da böyledir. Modernizmin etkisiyle kimliğini ve konumunu sorgulayan erkek ve kadınlar (daha çok kadınlar) eve televizyon sokmayı, çocuğu koleje, özel okula göndermeyi, her şeyin en lüksünü kullanmayı yaşamın doğal gerekleri sayma başlamıştır ama erkeklerle ölçüsüz, yer yer edepsiz muhatap olmayı, yarışa girmeyi, ev işlerinden kaçmak için militancılık oynamayı, sorumluluklarını unutup erkek kadın tartışmasında kadıncılık yapmayı öğrenmiştir artık. Burada sorguladığı kimliğin gayri insani ve gayri İslami boyutu ön plana çıkacakken, modernizmin etkisiyle ilkelce talip olmaya kalktığı yeni kimlik ve bu kimliği uygulama tarzıdır,müfrit olan. Bu müfritliğin kökeninde de yine İslam’ı bilmemek vb. değil, gelişmemiş ve o yüzden kompleksli birey kimliği vardır. 
           
     Kadını, evlenilebilecek bir “nesne”, birilerinin kızı, bacısı, ablası, haram ve fitne kaynağı, bir cinsel obje vb. biçimde gören yani sonuçta önce bir insan değil bir nesne olarak göre “erkek” bakışı da, erkeği boyun eğilecek birinci sınıf mahluk, efendi, reis olarak ya da rekabet edilecek, hep karşı çıkılacak, isyan edilecek zıt bir yaratık olarak gören “kadın” bakışı da özünde “insan” olabilme noktasındaki zafiyetleri barındırıyor.
Kadını da, erkeği de, evliliği de sonuç olarak ya toplumsal kurallar (gelenek ya da modernizm) veya genel insani olgunluk düzeyi belirliyor. Müslümanlar birincisine uydukları oranda İslam’ı kullanmış, dejenere etmiş ve içinden çıkılmaz sorunlara yuvarlak ve soyut cevaplar verebilecek karikatürize eden bir din haline getiriyorlar. İkincisine yöneldikleri oranda ise insan olmakla İslam olmak arasında hem çok az bir farkın bulunduğunu, hem de sade basit, kolay ve Allah’ı razı edici bir geçişle bu farkı da ortadan kaldırabilmeyi öğreniyorlar. Böyle bir perspektifle kadın, erkek ve evliliğe ilişkin şunları söyleyebiliriz:
Evliliği “küfre karşı bir kale”, “iki kişilik örgüt”, “mücahid, mücahide yetiştirme karargahı”, vb. türden hamasi, afaki ve duygusal tanımlamak yanlıştır. İki insanın inançlarına ters düşmeyecek bir tarzda hayatlarını birleştirip birbirlerine veli olarak, birbirlerinde huzur bularak, birbirlerini tamamlayarak paylaşmalarını olmadık ve olmayacak kılıklara sokmanın alemi yoktur. Bu hamaset edebiyatı, evlilik çerçevesindeki sorunları çözmediği gibi, bir çok genç insanı evlilikte böyle şeyler bulacağını zannetmeye itmekte ve bulamayınca da evliliğinden ya da eşinden hoşnutsuz kalmaya götürmektedir. Kadın yada erkek önceliği, sonralığı, altılığı, üstlüğü demeden önce, yine kadın hakları, kadın sorunları gibi feminen kalıplarla, yada kazaklık, kılıbıklık gibi feodal-ataerkil, cahili tanımlamalarla Kafları şekillendirmeden önce ve tabii evlenmeden önce, evlenirken ve evlendikten sonra kişiliğimizi geliştirmeye, olgunlaştırmaya, şahsiyet kazanmaya, yani beşerilikten insaniliğe doğru gelişmeye çalışmalıyız. Kadın yada erkek, herkesi önce insan olarak almaya, öyle değerlendirmeye çalışmalıyız. Kadın olarak yada erkek olarak sorumluluk sahibi ve vakarlı bir yaşama talip olup, bu yaşamı eşimizle birlikte sürdürmeye çalışmalıyız. Aile içi sorunların kökeninden her zaman eşlerden birinin beşeri gelişmemişliğinin yattığını akılda tutup, eşimizle birlikte gelişebilmenin, olgunlaşabilmenin yollarını aramalıyız. Kadının İslami mücadele için hiçbir, ama hiçbir engelleyici, geri bıraktırıcı kural yokken toplumsal anlayışa uyarak kadını unutucu, ikinci plana atıcı, hor görücü, “erkeğe bağlı mücahide” olarak değerlendirici mantıklarımızı sorgulayıp, kadının da aynı Kur’an’ın ve aynı (erkek) peygamberin muhatabı olduğunu unutmamalıyız. Evlilik sırasında eşlerin araması gereken en önemli ölçü olan kişilik, karakter ve frekans uyumu ve bu uyumdan doğan karşılıklı ısınma, kalbi yakınlaşma mutlaka gerçekleştirilmeli ve evlilikten sonra çıkacak her türlü sorunu, iki medeni insan gibi konuşarak, tartışarak ikna ederek/olarak çözebilmeyi öğrenmeliyiz. Kadınlarımıza biz olmadan da yaşayabilecekleri, ayakta durabilecekleri, biz varken de kendilerine güven duymalarını sağlayacak ekonomik özgürlüğün imkanlar dahilinde yollarını aramalı ve kadınları “erkeğine bağımlı aciz yaratıklar” olmaktan kurtarmalıyız. Evin ihtiyaçlarını erkek karşılasa dahi, kadının mihr olarak ya da en uygun tarzda çalışarak kazandığı geliri evin ihtiyaçlarına katmada ortak edebilmeli, bu mümkün değilse, kadına karşı “rızık getirici”liği istismar vesilesi yapmamalıyız. Evlilik öncesinde de, evlilik sırasında da İslam ahlakına riayeti elden bırakmamalı, edepsiz ve hayasız davranışlardan, tavır ve tutumlardan uzak durmalıyız. Evliliğin söz konusu olmadığı kadın-erkek ilişkilerinde insan olmanın ve Müslüman olmanın olgunluğu ile medeni davranmasını öğrenmeli ve karşı cinse “cinsel bir obje, günah kutusu” gözü ile bakmamalıyız. Fıtri olarak her insanda var olan potansiyel nefsi eğilimleri göz önünde tutarak, yabancı kadın-erkek ilişkilerini yakın arkadaşlık çerçevesine de sokmamalıyız. Evlilik görüşmelerini de “karşılıklı tanışabilme” derecesine ayarlayıp lüzumsuz biçimlerde uzatmadan karara bağlayabilmeliyiz. Her şeyi karşılıklı olarak düşünmesini öğrenmeli, evlenme sırasında ve evlilikte her zaman karşı tarafa öncelik vermeye çalışmalıyız. Evli eşlerin karşılıklı sevgilerinin yanında karşılıklı saygılarının da olması gerektiğini unutmamalı ve eşimize (daha genelde her insana) saygı duymasını, dinleyerek, istişare ederek, yardımcı olarak bu saygıyı ispat etmesini bilmeliyiz.
Bu noktalarda atacağımız her adım bizi olgunlaştıracak, olgunlaştıkça daha olumlu adımlar atabileceğiz. Türkiye Müslümanları ve özellikle genç kuşak, evlilik öncesini de, evlilik ve sonrasını da insan olma temelinde kavrayıp uygulayabilirse, hem kadın-erkek sorunu, üstünlük tartışması vb. saçmalıklarla vakit ve enerji harcanmaz, hem de insanlığa örnek olacak bir toplumsal projenin en önemli temeli sağlam ve sahih bir şekilde atılabilir.
Bu sorumluluğa talip olanlar bekarlarsa kendilerini, evlilerse hem kendilerini hem eşlerini hem de evliliklerini gözden geçirmelidirler.
Moderatöre Bildir   Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
seni seviyorum demek.... Güzel Şiirler merveli 4 66 Son Mesaj 29 Kasım 2007, 14:12:58
Gönderen: ESEDULLAH_HAKAN
hiç merak ettiniz mi AMİN ne demek??? Genel Konular dürr-i can 0 59 Son Mesaj 27 Şubat 2008, 23:07:00
Gönderen: dürr-i can
Muvahhid 1.16 İslâmi Kütüphane Dini Programlar koca_türk 0 86 Son Mesaj 12 Mart 2008, 20:04:13
Gönderen: koca_türk
İslami Bir Farz: Tefekkür Genel Konular nur 0 58 Son Mesaj 20 Mart 2008, 14:41:45
Gönderen: nur
İnandım Demek Yeter mi? İman nur 1 108 Son Mesaj 21 Mart 2008, 20:26:39
Gönderen: koca_türk
İslami Shape Photoshop Soul_Eraser 0 91 Son Mesaj 31 Mart 2008, 13:32:18
Gönderen: Soul_Eraser
Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Rengli Theme By Burak & Forum



Wap - Wap2 - Wap Forum - XML - Rss - tagged - arsiv
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.751 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu

26 Ağustos 2008, 00:01:08