Üye Girisi Yapmamissiniz Ya Da Zaten Bir Klas En Klas Forum Sitesi Üyesi Degilsiniz. Forumlardan Yararlanabilmek Için Üye Olmalisiniz. Lütfen Buraya Tiklayarak Ücretsiz Üye Olunuz.
  Klas En Klas Forum Sitesi > Dini Konu ve Paylaşımlar > İslam ve İnsan > Genel Konular (Moderatörler: TURKUAZ, huzur sokağı) > Kabrin Anlamı: İnsana Verilen Değer ya da Şirk
Konu Bilgileri Kisayollar
Konu Basligi Kabrin Anlamı: İnsana Verilen Değer ya da Şirk
Cevaplar 1
Önceki Önceki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 67
Sonraki Sonraki Konu

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Kabrin Anlamı: İnsana Verilen Değer ya da Şirk  (Okunma Sayısı 67 defa)
15 Aralık 2007, 19:43:37
********
Üye Grubu : O Bir Klas
Nerden :
Kayit Tarihi : 07 Haziran 2007, 20:13:27
Mesaj Sayisi : 596
Konu Sayisi : 55
Üye No : 307
Rep Gücü : Rap 30
Kisisel Mesaj : k.f.d
Offline Offline

« : 15 Aralık 2007, 19:43:37 »



Kabirler konusunda İslam dünyasında ortaya konan tavırlar aynı zamada tavır sahiplerinin İslam'ı, tarihi ve insanı algılayış şekillerini ortaya koymaktadır. Bu açıdan İslam dünyasındaki "Kabir kültürleri" incelenmeye değer bir öneme sahiptir. İfrat ve tefritler arasında gidip gelen bu kültürel yelpaze zaman zaman tekfirciliğe kadar varan derin ayrışmaların da sebebi olmaktadır. Kabir aslında insanı temsil eder. Bir şahsiyetin kabrini ziyaret etmek İslam'ın insana verdiği değeri ifade etmesi açısından önemli bir semboldür. Bilindiği üzere insanoğlu bellek sahibi bir canlıdır. Belleği kendisini tarihsel bir sürekliliğe ait hissetmesini sağlar. Bu süreklilik onu birikimsel bir tecrübenin de varisi kılmaktadır. Bu sebepten dolayı insanoğlu tarihsel hafızasını oluşturan nesneler, imgeler ve fikirler dünyasını koruma ihtiyacının da doğal olarak gereksinimini duyar. İnsanın tarih bilinci işte bu gereksinimden doğmaktadır. Özel konumuz olan "kabir"e geldiğimizde insanlığın kadim ölüm kültürüne baktığımızda kabirlerin bu tarih bilincinin yansımaları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

İnsanoğlu kendisine rehberlik eden kişiliklerle bilgi ve duygu ölçeğinde bir ilişki geliştirir. Bu ilişki bu kişileri ve düşüncelerini anımsatan maddi ve manevi tüm bellek araçlarını da korumaya insanı sevkeder. Bu açıdan İslam'daki cenaze kültürü sıradan ya da öncü tüm müslümanların öncelikle fikirleri ve bedenlerinin ifade ettiği anlama bize ulaştırır. İnsana yaşarken verilen değer öldükten sonra da devam etmekte, onu hatırlatan tüm öğeler geride kalanlar için bir "anlam" ifade etmektedir. Hele bu anlam öncü Müslümanlar söz konusu olduğunda daha da önem kazanmaktadır. Bu açıdan baktığımızda dengeli bir kabir kültürü İslam'ın insana ve tarihine yüklediği anlamı yansıtır. Ölümü yaşayanlara hatırlatan kabir aynı zamada vefat etmiş olanın yaşamını da bize anlatır. Vefat edenin hayatta ortaya koyduğu değerlerin yaşatılması için bedensel hatırası da önemli bir anıttır.

Bu anlam alanı daraltıldığında ya da genişletildiğinde ise problemler gün yüzüne çıkmaya başlamaktadır. Evet "İnsan değerlidir" ve ona ait olan herşey de değerlidir. Onu anımsatan, onun olan her türlü nesne ve imge başta bedeni ve zihni olmak üzere saygıya matuf şeylerdir. Bunun içindir ki insanı yani nefsi oluşturan ruh ve beden bütünlüğü tüm parçalarıyla insanı ifade etmekte ve onun yapıp ettikleriyle beraber insana verilen değerin parçalarını oluşturmaktadır. Bundan dolayıdır ki sevdiğimiz yakınımıza ait sıradan bir aksesuar bile bizim için özel bir öneme sahip olabilmektedir. Ona ait bir resim ya da koku bile bizi çok uzaklara götürebilmektedir. Yusuf'un babasının onun gömleğinden aldığı koku işte bu öneme binaen anlatılmaktadır Kur'an'da…

İnsana verilen değerin bir yansıması olarak onun yaptığı salih amellere verilen değer, onun yaşamındaki şahsiyetine verilen önem, bir insanın öldürülmesinin tüm insanlığın öldürülmesi olarak değerlendirilmesine yol açmaktadır. Elbette bu önem insana verilen değerin haddi aşmamasıyla da yakından ilgilidir. İnsanın kul olarak algılanması, sevgide aşırılıktan kaçınmayı da gerekli kılar. Sevdiğimizin vefat ettikten sonra dünyada bıraktıkları onun fikirleri, salih amelleri, güzel anıları ve bedenidir. Bizim yapmamız gereken şey:

- Onun salih amellerini hayırla yad etmek,

- Güzel anıları ve kardeşliğimiz sebebiyle onun için Rabbimizden afdilemek

- Dünyada bıraktığı bedenine yaşarken gösterdiğimiz saygıyı devam ettirmektir. Çünkü beden kişinin geride bıraktığı en somut hatırasıdır.

- Sonuç olarak bütün bunların ilahi bir yasa olduğunu hatırda tutarak kendimizin de aynı sona uğrayacağını tefekkür ederek ölüm bilincimizi diri tutmaktır.

Kur'an'ın çizdiği kavram çerçevesine göre insan, beden ve ruh/bilinç olarak (fizik-metafizik) olarak bir bütünlüğün adıdır. Buna "Nefs" yani benlik, kişilik adı verilmektedir. İnsan yani Nefs öldüğünde bu bütünlük bozulmakta beden içinde içkin olan ruh bedenden ayrışmakta böylece "insan" kıyamet saatine kadar ortadan kalkmaktadır. Bu sebeple kabir de bulunan bir insan yani bütünlüklü bir nefs değil o nefsin ardında bıraktığı fiziksel bir parçasıdır. Bu algı, bizi doğal olarak kabirlerden yardım isteme eğiliminin anlamsızlığına götürecektir. Bir müze ziyaret ettiğimizde nasıl o müzede bize aktarılan tarihsel hafızadan, sergilenen nesnelerden aktif bir işlev beklenmiyorsa bu nesnelerden fiziksel olarak bir farkı olmayan bedenden de benzeri bir canlı işlevi beklenmemelidir. Kabirlere yüklenen yanlış ve ölçüsüz anlamlandırmalardan birisi haddinden fazla önem atfetme olgusudur. Bu sebeple anısı yaşatılması doğal olan bir kabirden sanki orda ölmemiş bir insan varmış gibi yardım istemek tutarlı bir zemine oturmamaktadır. Kaldı ki yaşarken de bir insandan hangi ölçülerde neler beklenebileceği ayrı bir konudur.

Tarih boyunca kabirperestlik hastalığı olarak açığa çıkan "ölüsevicilik", ölülerden yardım isteme, aşırı sevgiden dolayı ölünün öldüğünü kabullenmeyerek ona canlı muamelesi yapma eğilimleri, Tevhid'den insanları uzaklaştıran bir tehdit olmuştur. Bu tehdite karşı ortaya çıkan bir takım samimi tepkiler ise kimi zaman başka ölçüsüzlüklere yol açmışlardır. Hatta bu zaman zaman vefat etmiş kardeşlerimizi ve bu kardeşlerimiz içinden çıkmış kimi önderlerimizin şahsiyetlerine vefasızlık, saygısızlık şeklinde de tezahür etmiştir. Bu aşırılıkların en güzel örneği Hicaz bölgesinde bulunan tarihsel İslami mirasın tahribatında gözlemlenebilir. Pekçok sahabe kabri ortadan kaldırılırken Kerbelâdaki İmam Hüseyin kabri de aşırı sevgiye kurban edilmiştir. Bu aşırı sevgiye gösterilen tepki ise İmam Hüseyin'in şahsiyetine ve Kerbela kıyamıyla zirveye ulaşan örnek hatırasını hiçe saymaya, saygısızlığa dönüşmüş, tepkisel biçimde İmam Hüseyin kabri yerle bir edilmiştir. Oysa gösterilmesi gereken tavır Beytullah'ın içerisinde bizzat Resulullah tarafından korumaya alınan Hz. İbrahim makamında anlamını bulan tavır olmalıydı. Şayet insanları şirke götüren hatalı bir eğilim varsa bu eğilimin ıslahıyla saygısızlığı, tarihsizliği birbirine karıştırmamak olmalıydı. Bugün bir kabrin karşısında Allah'ı anar gibi bir "anış" hali yaşanıyorsa elbette bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Ama bu çözüm bir hatayı başka bir hatayla çözeceğimiz anlamına gelmiyor. Hatıralarda yaşayarak bugünün gerçekliğini kaybetme durumuyla toplumsal belleğe ait izlere hoyratça davranma tutumlarının ulaştığı nokta aslında aynıdır. Her ikisi de bugünümüzü sağlıklı olarak yaşamımıza engeldirler. Dünümüz olmadan bugünümüzü anlamlandıramayız ve aynı zamanda dünde kalarak hatıraların için boğularak ta bugünümüzü anlamlandıramayız. Hayat tevhid ve adalet üzere bina edilmeli diyorsak Tevhid'e zarar verebilecek her türlü aşırılığı terketmeli adalet dediğimiz herşeyi yerinde ve hakettiği kadar değer verip her parçayı doğru yerine koyma çabamızı burada göstermeliyiz. İnsanın manevi hatırasını da insana biçtiğimiz değer kadar değer vererek yaşatmalıyız.
Moderatöre Bildir   Logged

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap
hikayenin sonunda mecnun leyla'ya der ki:"eğer sen leyla'ysan...içindeki kim?...eğer içimdeki leyla'ysa...sen kimsin?"
15 Aralık 2007, 20:17:35
Administrator
*
Üye Grubu : O Bir Klas
Yas : 24
Nerden :
Kayit Tarihi : 24 Şubat 2007, 15:23:30
Mesaj Sayisi : 3150
Konu Sayisi : 473
Üye No : 15
Rep Gücü : Rap 45
Offline Offline

WWW
« Yanıtla #1 : 15 Aralık 2007, 20:17:35 »

yaratılmışların en şereflisi : İNSAN...
insana biçilen değere karşın bu değere layık oluyor muyuz acaba sorusu gelmeli akıllarımıza..yarınlara ibret olacak bi yaşam bırakabilmek..bu insanın değerini hem Allah katında hem de nesilllerce daha da artırır..
paylaşım için teşekkürler..
tebrik
Moderatöre Bildir   Logged

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Gizli Şirk Ne Demektir? Allah (c.c.) ***şehadet gülleri*** 7 348 Son Mesaj 05 Eylül 2007, 15:50:10
Gönderen: ***şehadet gülleri***
Hadi bi renk sözyleyin anlamı benden.... Sohbet-Geyik dürriyekta 14 189 Son Mesaj 15 Ağustos 2007, 20:59:20
Gönderen: a_b_b_77
bakmaya değer manzara resimleri ... Güzel ve İlginç Resimler (Genel) merveli 6 127 Son Mesaj 25 Eylül 2007, 18:44:13
Gönderen: nur
Ramazan Ayı'nda Verilen Beş Nimet Nelerdir? İbadetler nur 1 98 Son Mesaj 03 Ekim 2007, 17:49:05
Gönderen: yelikubi
atılan laflara verilen bazı cevaplar MİZAH ya hep ya hiç 2 79 Son Mesaj 30 Temmuz 2008, 19:34:16
Gönderen: ya hep ya hiç
ALLAH’a Şirk Koşmak İman ebuammar 1 32 Son Mesaj 21 Eylül 2008, 14:41:15
Gönderen: nur
Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Rengli Theme By Burak & Forum



Wap - Wap2 - Wap Forum - XML - Rss - tagged - arsiv
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.157 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu

29 Eylül 2008, 21:44:45