Üye Girisi Yapmamissiniz Ya Da Zaten Bir Klas En Klas Forum Sitesi Üyesi Degilsiniz. Forumlardan Yararlanabilmek Için Üye Olmalisiniz. Lütfen Buraya Tiklayarak Ücretsiz Üye Olunuz.
  Klas En Klas Forum Sitesi > Dini Konu ve Paylaşımlar > İslam ve İnsan > Tefsir > KAFİRUN SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ
Konu Bilgileri Kisayollar
Konu Basligi KAFİRUN SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ
Cevaplar 0
Önceki Önceki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 113
Sonraki Sonraki Konu

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: KAFİRUN SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ  (Okunma Sayısı 113 defa)
07 Kasım 2007, 14:22:06
Administrator
*
Üye Grubu : O Bir Klas
Yas : 24
Nerden :
Kayit Tarihi : 24 Şubat 2007, 15:23:30
Mesaj Sayisi : 3150
Konu Sayisi : 473
Üye No : 15
Rep Gücü : Rap 45
Offline Offline

WWW
« : 07 Kasım 2007, 14:22:06 »



Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla!

1. De ki: Ey kâfirler!

Bu ayetteki birkaç nokta üzerinde özellikle düşünülmelidir:

a) “De ki!” emrinin muhatabı ilk olarak Rasûlullâh (s.a.v.) olmakla birlikte, aslında muhatab bütün mü’minlerdir.

b) Ayette “Ey müşrikler!” denilmemiş, bunun yerine bütün inkarcıları kapsayan “Ey kafirler!” ifadesi kullanılmıştır. Bu nedenle ayetin muhatabı yalnız müşrikler değil, Rasûlullâh (s.a.v.)’i Allâh’ın elçisi olarak kabul etmeyen ve getirdiği öğretinin Allâh’tan olduğunu reddeden herkestir.

c) “Kafirler” kelimesi, kafirlere hakaret olsun diye değil, bir gerçeği ifade etmek için kullanılmıştır. Arapça’da kafir kelimesi inkar eden ve inanmayanlar için kullanılır (unbeliever). Bunun karşıtı mü’mindir. Yani kabul eden ve teslim olandır (believer).

d) İnkarcılara “Ey kafirler” diye hitap etmek, bir kimseye “Ey düşmanlar, ey muhalifler!” şeklinde hitap etmek gibidir. Onun için, bu şekilde hitap edildiğinde, muhatapların zâtının değil sıfatlarının hedef alındığı bilinmelidir. O kişi, “kafir” sıfatını taşıdığı sürece ayetin muhatabıdır. Muhalefeti ve düşmanlığı bırakarak dost olduğunda bu hitabın muhatabı olmaktan kurtulur.

2. Ben sizin taptıklarınıza tapmam.

3. Siz de benim taptığıma tapmazsınız.

Ey kafirler! Ben, yanlış olduğunu bildiğim için sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de cahilliğiniz ve inadınız nedeniyle benim taptığıma tapmazsınız.

Burada, yahudilerin, hıristiyanların ve müşriklerin de Allâh’a taptığı şeklinde bir itiraz gelebilir. Buna şöyle cevap verilir: Rasûlullâh (s.a.v.)’in getirdiği dinin İlah’ı diğer dinlerin inandığı ilahlardan farklı özelliklere sahiptir.

Bazılarının dinine göre ilah altı günde dünyayı yarattıktan sonra yedinci gün dinlenmeye ihtiyaç duymuştur. Bu ilah, alemlerin rabbi değil, İsrail’in rabbidir. Bu ilahın bir tek ırkla, diğer ırklarla olmayan bir ilişkisi vardır. O ilah, Yakub ile güreşmiş ama yenememiştir. O ilahın, Üzeyr isminde bir de oğlu vardır.

Bazılarına göre İsa Mesih adında bir tek erkek çocuğun babasıdır. Başkalarının günahına karşılık olarak oğlunu çarmıha göndermiştir.

Bazılarının ilahı da aile ve çoluk çocuk sahibidir. Ama oğlu yoktur, o zavallı ilahın bütün çocukları kızdır.

Bazılarının ilahı ise insan şeklinde dünyaya gelir ve insan cismi ile bu insanlar arasında yaşar.

Bazılarının ilahı da sadece “vâcibu’l-vücûd”tur veya “illet-i ûlâ”dır. Kainatın düzenine bir kere hareket vermiş ve kenara çekilmiştir ve bu kainat nizamı, belli kanunlara göre kendi kendine yürümektedir. Şimdi ise insanların o ilahla, o ilahın da insanlarla bir ilgisi yoktur.

Hasılı, sözde Allâh’a inanan kafirler aslında bütün kainatın yaratıcısı, sahibi, idare edeni ve hakimi olan Allâh’a inanmamaktadırlar. O Allâh ki, bu nizamı sadece yaratmakla kalmamıştır, her an onu idare etmektedir. Emirleri her an uygulanmaktadır. Her tür noksanlık, zaaf ve yenilgiden münezzehtir. O, her tür benzerlikten ve cisim olmaktan beridir. Her tür eş ve emsalden münezzehtir. Ortaktan beridir. O’nun zatında, sıfatlarında, kudretinde ve ma’bûd olmasında ortağı yoktur. O’nun üstünde kimse yoktur. Çocuk edinmekten münezzehtir. Belli bir kavimle özel ilişkisi de yoktur. O, mahlukunun her biriyle, rızıklandırma, rahmet etme, terbiye etme ve koruma nedeniyle yakın ilişkidedir. O, duâları duyar ve duâlara cevap verir. Ölüm ve hayat, fayda ve zarar, kısmeti düzenleme ve bozma yalnız ve yalnız O’nun elindedir. O, yarattıklarını sadece rızıklandırmaz, seviyelerine ve ihtiyaçlarına göre yol gösterir. O’nun bizimle ilişkisi sadece, O ma’bûd ve biz de ibadet edenleriz şeklinde değildir. Aynı zamanda, peygamberler aracılığıyla kitap göndererek emirler ve yasaklar bildirmesi, bizim de o emir ve yasakların gereğine uymamız şeklindedir. Ölümden sonra bizi dirilterek yaptıklarımızın muhasebesini yapacak, ceza ve mükafat verecektir. Bu sıfatları taşıyan Ma’bûd’a, Rasûlullâh (s.a.v.) ve O’nu takip edenlerden başkası ibadet etmez. Kafirler bir ilaha ibadet etseler bile, aslında gerçek İlah’a, Allâh’a ibadet etmemektedirler. İbadet ettikleri ilahlar, kendi icat ettikleri hayal ürünü ilahlardır.

4. Ben, sizin taptıklarınıza tapacak değilim.

5. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.

Bu iki ayet, önceki iki ayetin hükmünü pekiştirmek için gelmiştir. Zanna ve şüpheye yer kalmasın diye... Bu pekiştirme ve tekrardan sonra zanna ve şüpheye asla yer kalmaz.

Burada buluşma imkanı bulunmayan ayrılık, benzerlik tarafı bulunmayan çelişki, karışma imkanı bulunmayan farklılık gerçeği özet biçimde veriliyor.

Ey inatla küfre sarılan kafirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmıyorum, tapacak da değilim, siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz ve tapacak da değilsiniz.

O halde;

6. Sizin dininiz size, benim dinim de bana!

Her çeşit tebliği yaptıktan sonra böyle demesi emrediliyor. Ben buradayım, siz ise oradasınız. Aramızda ne geçit, ne köprü, ne de yol var! Bu tam ve kapsamlı bir ayrılıktır. En ince noktalarına kadar bir farklılıktır.

Özdeki büyük farklılığın boyutlarını açıklamak için böyle bir ayrılık zorunlu idi. Çünkü bu, yolun ortasında herhangi bir şekilde buluşmayı imkansız kılan bir ayrılıktır. İnanç sisteminin özünde, düşüncenin temelinde metodun gerçeğinde ve yolun yapısında meydana gelen bir farklılıktır.

Hiç şüphesiz tevhid bir sistem, şirk ayrı bir sistemdir. Bunlar asla buluşup birleşemez. Tevhid, insanı ortağı olmayan tek Allâh’a yöneltir. İnsanların inanç sistemlerini ve hukuklarını, değerlerini ve ölçülerini, eğitim ve ahlâkını, hayat ve varlıkla ilgili tüm düşüncelerini kendisinden alacağı kaynağı belirler. Mü’minin bunları alacağı kaynak Allâh’tır, sadece Allâh, ortaksız olarak Allâh! Bu nedenle müminin hayatı bütünüyle bu ilke üzerine kuruludur. Gizli ve açık hiçbir şekilde şirkle karışamaz. Yolunun tüm aşamalarında böyledir. Böyle net bir ayrılık hem davet edenler için, hem de davet edilenler için bir zorunluluktur.

Hiç şüphesiz insanlar cahiliye düşünceleri ile iman kaynaklı düşünceleri birbirine karıştırabilirler. Özellikle daha önce doğru inanç sistemine tabi olan ve ondan sonra sapan topluluklarda bu tür karıştırmalar söz konusu olduğu gibi... İşte bu topluluklar, sapmak, döneklik ve karışıklıktan uzak yalın bir iman gerçeği karşısında en fazla direnen topluluklardır. Bunlar gerçek inanç sistemini hiç tanımamış olan topluluklardan daha da katıdırlar. Çünkü bunlar sapıklıklarının ve dönekliklerinin kördüğüm haline geldiği durumlarda bile kendilerinin doğru yolda olduklarını zannederler. İnançlarında ve  uygulamalarında görülen doğru yanlış karışımı, iyi ile kötünün karışıklığı davetçiyi dahi aldatabilir. Bu durumlarda davetçi, onların iyi taraflarını kabul etme, kötü taraflarını da düzeltmeye çalışma cazibesine kendisini kaptırdığında büyük bir yanılgıya düşer. Bu yanılgı son derece tehlikelidir.

Hiç şüphesiz cahiliyye cahiliyyedir, İslâm da İslâm. Aralarında derin farklar vardır. Tek çare bütünüyle cahiliyyeden sıyrılmak ve yine bütünüyle İslâm’a girmektir. Tek yol, içindeki bütün özellikleri ile cahiliyyeden ayrılmak ve bütün özellikleri ile İslâm’a göç etmektir. Bu ayrılık cahiliyye taraftarları bütünü ile cahiliyyeden İslâm’a geçerlerse o zaman sona erer.

Yama yapmak yok. Orta yolda çözüm aramak yok. Yolun ortasında buluşmak yok. Cahiliyye istediği kadar İslâm kılığına bürünsün. İstediği kadar İslâm’ın adını kullansın.

Bu düşüncenin davetçinin bilincinde netlik kazanması, davanın temel taşıdır. İlk adım, davetçinin kendisinin cahiliye mensuplarından farklı bir insan olduğunun bilincine varması, onların kendilerine göre dinleri, kendisinin de kendine göre dini, onların kendilerine göre yolları, kendisinin de kendisine göre yolu olduğunun bilincine varması ve onların yollarında onlarla birlikte tek adım dahi atamayacağını kavraması, görevinin kendi yolunda yürümesi olduğunu anlamasıdır. Hiç barışmadan ve dininden az veya çok taviz vermeden.

Öyle ise bu tam bir uzaklaşma, kesin bir ayrılık ve apaçık bir karşı tavırdır.

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

Bugün İslâm’a davet eden insanlar böyle bir uzaklaşmaya, ayrılığa ve böyle bir kesinliğe o kadar muhtaçlar ki... İslâm’a çağıranlar, keşke sapık bir cahiliye ortamında ve yine İslâm inancını daha önce tanımış, sonra üzerinden uzun zaman geçmesi ile “kalpleri katılaşan ve çoklarının dinden saptığı” (Hadid, 16) insanların yaşadığı bir ortamda İslâm’ı yeniden kurmaya çalıştıklarının bilincinde olsalardı! Ortak bir çözümün bulunmadığını, ortak noktalarda buluşulamayacağını, yanlışları düzeltmenin ve sistemleri birbirine yamamanın mümkün olmadığını bilselerdi. Bunun yerine asr-ı saadet döneminde olduğu gibi İslâm’a yeniden davet etmenin gerektiğini câhilî bir ortamda davet yaptıklarını ve kendilerinin bu câhilî ortamdan tamamen farklı olması gerektiğini keşke anlasalardı.

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

İşte benim dinim budur: Düşüncelerini, değerlerini, inancını ve hukukunu bütünü ile Allâh’tan alan, O’na ortak koşmayan yalın tevhid dini. Her şeyde, hayatın ve yaşantının her alanında yalın tevhid dini.

Bu kesin ayrılık olmadan; karışıklık devam edecek, karşılıklı yumuşama sürecek, karıştırmalar sürüp gidecek, yamanmalara devam edilecektir. İslâm’a davet böylesine zayıf, güçsüz ve ısmarlama ilkeler üzerine kurulamaz. İslâm çağrısının temeli açıklık, netlik, kesinlik ve cesarettir.

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

Davetin başlıca yolu budur İşte:

“Sizin dininiz size, benim dinim bana!”

Önemli bir hatırlatma:

Bazı alimler, bu ayetin kafirlerle savaşmayı emreden ayetlerle nesh edildiğini söylemişlerdir. Ancak bu görüş kabul edilemez. Çünkü, burada bir emir veya yasak değil, bir durum tespiti söz konusudur. Bu tür ayetlerde nesh olmaz.

 

SONUÇ

İslâm, tamamen kendine özgü bir dindir. Bu dinin, başka din ve sistemlerle uzlaşması asla söz konusu değildir. Çünkü bu durum, hak ile batılı uzlaştırmak anlamına gelir. Bu ise, “biraz küfür, biraz iman” mantığından başka bir şey değildir. İslâm’ın bütün hükümleri vazgeçilmez niteliktedir. Birilerine hoş görünmek adına bunlardan taviz vermek söz konusu bile olamaz.

Müslüman, belli bir kimliğin sahibidir ve o, sahip olduğu kimlikten memnundur. Kimlik bunalımı yaşayan insanlar gibi sağa sola yalpalamaz ve yeni arayışların içine girmez. Ayrıca kimseyi zorla dininden döndürmeye de çalışmaz. Din ve vicdan özgürlüğünü sonuna kadar yaşamaya ve yaşatmaya çalışır.

Bu anlatılanlar, müslüman olmayanlarla hiçbir insani ilişki kurulamaz demek değildir. Müslümanlara zulmetmeyen kafirlere karşı adil olmak ve onlara iyilik etmek dinimizce yasaklanmamıştır (Mümtehine: 60/8-9). Burada önemli olan, onların inancına meyletmemektir: “Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur” (Hûd: 11/113).

Yüce Allâh, bizleri eğilip bükülmeden dinini yaşayan kullarından eylesin! Âmîn!

Açıklamalarımıza günümüze ışık tutan bir hadisle son verelim:

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) anlatıyor: Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden öncekilerin yollarına karışı karışına, arşını arşınına kesinlikle uyacaksınız. Öyle ki onlar, bir kertenkele deliğine girseler bile yine onları takip edeceksiniz.” Bu sözler üzerine dedik ki: “Bunlar yahudi ve hıristiyanlar mıdır?” Şöyle cevap verdi: “Ya kim olacak?”
Moderatöre Bildir   Logged

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
KEVSER SURESİ VE MEALİ(TEFSİRİ) Tefsir TURKUAZ 0 102 Son Mesaj 07 Kasım 2007, 14:20:15
Gönderen: TURKUAZ
FİL SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ Tefsir TURKUAZ 0 143 Son Mesaj 07 Kasım 2007, 14:23:11
Gönderen: TURKUAZ
KUREYŞ SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ Tefsir TURKUAZ 0 152 Son Mesaj 07 Kasım 2007, 14:24:30
Gönderen: TURKUAZ
ZİLZÂL SÛRESİ Tefsir koca_türk 1 124 Son Mesaj 08 Mart 2008, 20:26:44
Gönderen: Soul_Eraser
Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Rengli Theme By Burak & Forum



Wap - Wap2 - Wap Forum - XML - Rss - tagged - arsiv
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.206 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu

Dün 12:35:40