|
mxdönence
Ziyaretçi
|
 |
« : 28 Haziran 2007, 00:13:27 » |
|
Kapıları aralayan sifre Ruh, parlak bir nur gibi âlemde gezer. Bu gezinti esnasında âlemde gördüklerini bazen beyne aktarır. Bu esnada rüya görülür. Rüyâlar görülmeyen alemlerin kapısını aralayan sifreler gibidir. Ölümün küçük kardesi olan uyku, Rabbimiz tarafından bir “dinlenme vasıtası” kılınmıstır. Uykudayken, gün boyu çalısan bütün âzalarımız dinlenir. Basta göz, kulak, el, ayak, kemikler, kaslar, sinirler, damarlar, kalp, ruh olmak üzere bütün zahirî ve Bâtınî duygular, hasseler ve organlar istirahata çekilir. Bu tatil esnasında, yani insanın uykuya dalması sırasında ruhun cesetle irtibatı kesilir. Ruh, parlak bir nur gibi âlemde gezer. Bu gezinti esnasında âlemde gördüklerini bazen beyne aktarır. Iste bu esnada rüya görülür. Kur’an-ı Kerim’de rüya Rüya, vahyin bir çesididir. Bilindigi üzere vahyin çesitleri sunlardır: 1- Sâdık rüya: Vahiy ilk altı ayda Peygamber Efendimize rüya yoluyla bildirilmistir. Allahu Teâla, diledigi bilgileri dogru bir rüya ile Peygamberlerine bildirmistir. Peygamberimize ilk vahy böyle baslamıs, rüyada gördükleri gün gibi meydana çıkmıs,aynen gerçeklesmistir. 2- Ilham Yoluyla Vahy: Allah’ın, diledigi seyleri vasıtasız olarak Peygamberlerin kalbine koymasıdır. 3- Perde Arkasından Kelâm: Arada bir vasıta olmadan ve söyleyeni görmeden Allah kelâmının isitilmesidir. 4- Bir Elçi (Melek) Vasıtasıyla Olan Vahy:
Cenab-ı Hak, sözünü bir melek aracılıgı ile Peygamberlerine duyurmustur.Allah’ın kelamını peygamberlere bildiren melek; bazen kendi suretinde, bazen da bir insan seklinde gelirdi. Insan suretinde geldiginde, Peygamberin yanında bulunanlar da kendisini görür, sesini isitirlerdi. Bazı zamanlarda da melek gelerek vahyi peygamberlere bildirir, fakat kendisi görünmezdi. Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimize, vahyin bu dördüncü çesidi olan melek vasıtasıyla gönderilmistir. Bu melek, meleklerin en büyügünü olan Hz.Cebrail Aleyhisselam dır. Allahu Azimüssan, Peygamberliginin ilk devresinde sadık rüyalar vasıtasıyla sevgili Resûlünü büyük vazifeye hazırlamıstır. O rüyâların ertesi Sabah veya birkaç gün sonra aynan tahakkuk etmesi, Peygamberligin mühim delillerindendi. Kur’an-ı Kerim, ya açık bir sekilde, ya da isârî mânalarla rüyaya yer vermistir. Rüya ile ilgili âyet-i kerimelerden bazılarına bakalım: Yunus Suresinin 64. Âyet-i kerimesinde meâlen söyle buyrulmaktadır: “Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde asla degisiklik olmaz. En büyük kurtulus iste budur.” Peygamber Efendimiz,bu âyetteki “müjde”den muradın “Müslüman’ın gördügü sâdık rüya” oldugunu beyan buyurmustur. (Tirmizi, Rüya: 3) Yusuf Aleyhisselam’ın rüyası Rüya, Yusuf Aleyhisselam’ın hayatında mühim bir yer tutar. Onun kardesleri tarafından kuyuya atılmadan önce görmüs oldugu rüyanın tabiri yıllar sonra aynen çıkmıstır. Cenab-ı Hakkın kendisine rüya tabirini ögrenmeyi lütfettigi Hz.Yusuf Aleyhisselam, bu “rüya tabiri bilgisi” vasıtasıyla Mısır Azizi olmustur. Cenab-ı Hak, Peygamberinin o makama gelmesinde rüyâyı bir vasıta kılmıstır. Kur’an-ı Kerim’de Yusuf Suresinin birçok âyet-i kerimede bu maceralar ve rüyanın bu maceradaki yeri anlatılmaktadır. Hadis-i Seriflerde rüya Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) sabah namazlarından sonra ashabına dönerek rüya gören olup olmadıgını sorar, anlatılan rüyaları tâbir ederlerdi. Rüya gören yoksa kendi rüyasını anlatır ve tâbir ederlerdi. Peygamber Efendimizin rüya ile ilgili hadis-i seriflerinden bazılarına bakalım:
“Rüya nübüvvetin kırk altıda biridir. Salih kimse tarafından görülen gizli rüya, peygamberligin kırk altı parçasından bir parçadır.” “En sâdık rüya, seherlerde görülen rüyadır.” “En dogru rüya gündüzleyin görülen rüyadır. Çünkü Allah bana vahyi gündüz tahsis etmistir.” “Rüya yorumlanacagı sekilde vaki olur.Bu tıpkı ayagını yerden kaldırıp da ne zaman (onu tekrar) yere bırakacagını bekleyen bir adamın haline benzer. Onun için, biriniz rüya gördügü zaman onu ancak ögüt veren bir adama yahut bir âlime anlatsın ve ona yorumlatsın.” “Güzel rüya bir müjdedir. Onu Müslüman olan görür veya kendisine gösterirler.” “Rüya üç kısımdır. Biri Allah’tan müjdedir. Biri nefsin konusmasıdır. Biri de seytanın korkutmasıdır. Biriniz, hosuna giden bir rüya görecek olursa, dilerse onu anlatsın. Eger hosuna gitmeyen bir sey görürse onu kimseye anlatmasın, kalkıp namaz kılsın.” “Iyi rüya Allah’tandır. Kötü rüya seytandandır. Bir kimse hoslanmadıgı bir rüya görürse sol tarafına üç defa tükürsün ve seytandan Allah’a sıgınsın. Böylece o rüya zarar vermez.” “Salih rüya Allah’tan, kötü rüya seytandandır. Biriniz hoslanmadıgı bir sey görürse, uyanınca üç defa yere tükürsün! Sonra onun serrinden Allah’a sıgınsın. Çünkü böyle yaparsa ona bir zarar vermez.” “Sizden birisi sevdigi rüyayı görürse bilsin ki o Allah tarafından ikazdır... Rüyayı gören Allah’a hamd etsin ve baskasına da söylesin. Sevmedigi bir seyi görünce de muhakkak ki, bu rüya seytandandır. Rüyayı gören rüyanın serrinden Allah’a sıgınsın ve rüyasını kimseye söylemesin, böylece o rüya sahibine zarar vermez.” “Uykuda yesillik Cennet ve mutluluga, süt fıtrata, gemi kurtulusa, yük tasıma hüzüne, kadın görme hayra, ip görme dinde sebata delâlet eder. Ben baglamaktan nefret ederim.” “Görülmeyen âlemlerin” inkar edilemez delili Rüya hayatımızın bir parçasıdır, aynı zamanda da muammâsıdır. bazen gördügümüz rüyanın tesirinden günlerce, hatta aylarca kurtulamayız. bazen rüyanın tesiri ile içimizi büyük bir huzur ve sevinç kaplar, bazen da sanki görülen kâbus dolu rüyayı yasıyormusçasına hüzünleniriz. Kısaca rüya hangi sekilde görülmüs olursa olsun, hayatımızı etkiler. Rüya hayatımızın bir parçası olduguna göre, o halde rüya hakkında saglıklı bilgiler edinmek mecburiyetindeyiz. Rüya nedir, rüya ile amel edilir mi, rüyayı nasıl yorumlamalıyız ve kimlere yorumlatmalıyız, görülen rüyanın nevine göre nasıl tavır takınmalıyız, neler yapmalıyız, güzel rüya görmek ve dolayısıyla hayatımızdan lezzet almak için nasıl hareket etmeliyiz?...Bu ve benzeri pek çok soru hepimizin zihnini mesgul etmistir. Iste bu çalısmamızın bir bölümünde, saglıklı kaynaklardan istifade ederek, soruların cevaplarını vermeye çalıstık. Dikkatlice ele alındıgında, rüyanın “görülmeyen âlemlerin” inkar edilmez bir delili oldugu görülecektir. Rüya, materyalizmi, maddeciligi, su görülen âlemden baska âlemlerin varlıgını inkar edilmesini reddetmektedir. Rüya, insanı, sadece yemek,içmek, dokunmak gibi zahirî duygulardan ibaret görmek isteyen maddeperestlerin yüzünde saklayan bir samar gibidir. Rüyada ruh, ten kafesinden kurtulmakta ve misal âleminde gezmekte, bir nevi zamanın üzerine çıkmakta, geçmisteki hâdiseleri seyrettigi gibi, gelecekteki hâdiseleri de seyretmektedir. Bunun sayısız delili vardır. En canlı delili, meshurların gördügü ve tarihe mal olmus, kaynak eserlerde yer almıs rüyâlardır. Meshurların görmüs oldugu rüyâlara bakıldıgında, rüyanın ehemmiyeti daha iyi anlasılmaktadır. Bu misaller, bizlere, görülen “sadık rüyalara” rüya deyip geçmemek gerektigi dersini vermektedir. Kur’an-ı Kerim’deki tâbiriyle, “Edgâsü ahlâm” cinsinden olan, yani “karısık ve anlasılmaz” olan rüyaların üzerinde durmaya bile degmez. Ama gelecekten haber veren ve insanı îkaz eden rüyalar da yabana atılmaya gelmez. Hayat boyu güzel rüyâ görmeniz, bir nevi rüya gibi olan su dünya hayatınızın ve rüyanın sona erdigi “gerçek hayatın” basladıgı âhiret hayatınızın saadetlerle dolu olması temennisiyle takdim ediyorum. Sadık rüya haktır Sadık rüyalar hiss-i kable’l vukuun fazla inkisaf etmis halidir. Ehl-i dalaletin ve ehl-i felsefenin yanlıs bir sekilde “sevk-i tabiî” dedikleri ve bazen da “altıncı his” diye tâbir edilen bu his bütünüyle Allah’ın bir lütfüdür. Umre yapmak için Mekke’ye dogru yola çıkan Peygamber Efendimiz (a.s.m.) ve ashabı, müsriklerin izin vermemesi üzerine Mekke’ye girememis ve orada Hudeybiye anlasmasını imzalamıslardı. O anlasmadan önce Peygamber efendimiz, rüyasında bütün Mü’minlerin emniyet içerisinde Kâbe’ye girdiklerini görmüstü. Kur’an-ı Kerim bu rüyayı su sekilde nakletmektedir: “And olsun ki Allah, Resulünün gördügü rüyanın hak oldugunu tasdik etti. Insaallah hepiniz emniyet içinde ve saçlarınızı tıras etmis veya kısaltmıs olarak Mescid-i Harama gireceksiniz. Allah sizin bilmediginizi bilir; onun için, Mekke’nin fethinden önce size yakın bir fetih daha ihsan etti.” (Fetih Sûresi/ 27) Peygamberimizi rüyada görmek Abdullah Ibn-i Mesud’un (r.a) rivayetine göre Peygamberimiz söyle buyurmustur: “Kim beni rüyasında görürse, o kimse uyanık iken beni görür gibidir, rüyası dogrudur. Çünkü seytan bana benzer bir surete giremez.” Hadis-i serifte belirtildigi gibi seytan Peygamber Efendimizin suretine girememektedir. Hakeza evliyaların, asfiyaların suretine de girememektedir. Ancak söz olarak taklit edebilmektedir. Bu bakımdan rüyadaki sözleri seriat-ı Garra-yı Muhammedî terazisiyle tartmak lazımdır. Seytan ses olarak evliyâ-yı i’zâma, yani büyük evliyalara dahi musallat olabilmektedir. Bu hususta Abdülkadir Geylanî hazretlerinin macerası meshurdur. Sah-ı Geylani, bir dag basına çekilmis riyazet yapmakta ve bütün vaktini ibadetle degerlendirmektedir. Bir gün magaranın önündeyken bir ses duyar. Ses, “Ya Abdülkadir! Sen artık kemâle erdin. Ibadet etmene lüzum kalmadı!” demektedir. Bu sesi isiten Abdülkadir Geylânî bir anda bütün Kur’an’ı hafızasından geçirmeye baslar. “Va’büd Rabbeke hatte ye’tiyeke’l yagîn” (Ve gelmesi muhakkak olan ölüm sana erisinceye kadar Rabbine kulluk et./ Hicr sûresi 99. Âyet) âyetine gelince durur ve “Sen seytansın, defol!” der. Iste bu bakımdan uyanıkken oldugu gibi, rüyada iken de sözleri Islam dininin terazisiyle tartmak lazımdır. Hadis-i seriflere bakmaya devam edelim. Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: “sizden hanginiz en dogru sözlü ise onun rüyası da en dogrudur.” “Rüyasına yalan katarak anlatan kimseye kıyamet gününde bir arpa danesinin iki ucunu bir araya getirip dügüm yapması teklif edilir. Bir kimse gözleri üzerine yalan söylerse, Cennet kokularını alamaz. Iftiranın en büyügü, adamın kendi gözlerine yaptıgı iftiradır ki, ‘Ben gördüm ’ der, halbuki bir sey görmemistir.” “Yalandan en büyük yalan rüyasında görmedigi seyi iki gözüyle görmek iddiasıdır.” Iftiranın en büyügü, bir kimsenin babasından baskasına intisap etmesi veya görmedigi rüyayı demesi veya Hazret-i Muhammed’in söylemedigi sözü ona isnad etmesidir.” Hz. Ömer (r.a.), bir gün Hz. Ali (r.a.) ile karsılasır: “Ey Hasan’ın babası! Adam rüya görür, bir kısmı tasdik olunur, bir kısmı yalanlanır. Buna ne dersin.” Hz. Ali, bu soruyu bir hadis-i serif naklederek cevaplandırır: “Evet, Resûlullah Efendimizden duydum, söyle buyurdu: “Herhangi bir erkek veya kadın uyumaya görsün, mutlaka uykuya dalınca ruhu arsa dogru yükselir. Ruh henüz arsa varmadan uyanırsa bu rüya yalan olur. Arsa ulastıktan sonra uyanırsa bu rüya sadık rüya olur.” Hadislerle verilen temel ölçüler Bu hadis-i serifler bizlere, rüya ile ilgilitemel ölçüler vermektedir. Bunları su sekilde sıralayabiliriz: . Salih kimselerin gördügü rüyalar mânalıdır. Mühim mesajlar ihtiva edebilmektedir. Bu bakımdan mühimdir.
|