Üye Girisi Yapmamissiniz Ya Da Zaten Bir Klas En Klas Forum Sitesi Üyesi Degilsiniz. Forumlardan Yararlanabilmek Için Üye Olmalisiniz. Lütfen Buraya Tiklayarak Ücretsiz Üye Olunuz.
  Klas En Klas Forum Sitesi > Dini Konu ve Paylaşımlar > İslam ve İnsan > Tefsir > KUREYŞ SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ
Konu Bilgileri Kisayollar
Konu Basligi KUREYŞ SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ
Cevaplar 0
Önceki Önceki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 110
Sonraki Sonraki Konu

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: KUREYŞ SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ  (Okunma Sayısı 110 defa)
07 Kasım 2007, 14:24:30
Administrator
*
Üye Grubu : O Bir Klas
Yas : 24
Nerden :
Kayit Tarihi : 24 Şubat 2007, 15:23:30
Mesaj Sayisi : 3150
Konu Sayisi : 473
Üye No : 15
Rep Gücü : Rap 45
Offline Offline

WWW
« : 07 Kasım 2007, 14:24:30 »



Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla!

1-3. Kureyş’i bir araya getirip anlaştırdığı, onları yaz ve kış yolculuğuna alıştırdığı için, şu evin (Ka’be’nin) Rabbine kulluk etsinler!

Yüce Allâh, dağınık haldeki Kureyş’i bir araya getirmiş ve ticaret yolculuklarını kolaylaştırarak zengin olmalarını sağlamıştır. Bu kolaylık sayesinde, Kureyş’in ticaret kafileleri yaz mevsiminde, serin bölgeler olan Şam ve Filistin’e; kış mevsiminde ise sıcak olan güney Arabistan’a gidebiliyordu. Onlara ihsan edilen saygınlık ve güvenlik nedeniyle her yöne rahatça ticaret yapabiliyorlardı. Anarşinin hakim olduğu o dönemde, kimse onlara dokunmuyordu. Krallar bile onlara saygı gösteriyordu.

Bu ayetler, Kureyş’e verilen iki nimete dikkat çekmektedir:

* Sosyal birlik: Bir toplumun güçlü olmasının temel şartlarından biri sosyal birliktir. Sosyal birliğini sağlayamayan ve kendi içinde çatışan bir toplum asla güçlenemez.

* Ekonomik güç: Hayatın kolaylaşması ve toplumun mutluluğu için ekonomik güç bir zarurettir.

Bu iki nimet hatırlatılarak, Kureyş’in sadece Allâh’a kulluk etmesi istenmektedir. Çünkü Kureyşliler, putlara da tapıyorlardı. Bununla birlikte, taptıkları 360 putun gerçekte Rab olmadığını kabul ediyorlardı. Onlara göre de Rab tekti ve kendilerini Ashâb-ı Fil’in saldırısından kurtarmıştı. Ebrehe’nin ordusu saldırırken yine aynı Rabb’e duâ etmişlerdi. Bu evin çevresine yerleşmeden önce dağınık durumdaydılar ve hiç saygınlıkları yoktu. Arapların diğer kabileleri gibi dağınık bir topluluktular. Ama Mekke’de bir araya gelip Kâbe’nin hizmetini üstlenince, bütün Arabistan’da şerefli oldular... Ticarî kafileleri korkusuzca her yeri gezmeye başladı. Onların eline geçen bütün bu nimetler, bu Ev’in Rabbinin vermesi dolayısıyladır. Onun için sadece O’na ibadet etmelidirler.

O Rab ki, kendilerini açlıktan ve korkudan kurtarandır.

4. Ki O, kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran ve korkulardan güvenliğe kavuşturandır.

Bu ayet, Kureyş’e verilen iki önemli nimete daha dikkat çekmektedir:

* Tokluk: Mekke’ye gelmeden önce Kureyşliler dağınık ve açtı. Buraya geldikten sonra onlara rızk kapıları açılmış ve Hz. İbrahim’in duâsı gerçekleşmiştir: “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını senin Beyt-i Haram’ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı kılsınlar diye (böyle yaptım). Artık sen de insanlardan bir takım gönülleri onları sever yap ve onları çeşitli meyvelerle besle ki şükretsinler.” (İbrahim, 37)

* Güvenlik: Yüce Allâh, Arabistan’da hiç kimsenin güvende olmadığı korkulardan Kureyş’i kurtarmıştı. O dönemde, Arabistan’ın hiçbir yerinde insanlar gece rahat uyuyamazlardı. Her an bir saldırıya uğrama tehlikesi ile karşı karşıya idiler. Hiç kimse kendi kabilesinin sınırları dışına çıkmaya cesaret edemezdi. Çünkü yalnız çıkıldığında sağ olarak geri dönmek mümkün değildi. Ya birileri tarafından öldürülür ya da yakalanarak köleleştirilirdi. Hiçbir kervan saldırıdan emin değildi. Çünkü yol üzerinde her an önü kesilebilirdi. Malları gasbedilebilirdi. Ancak yoldaki kabilelerin ileri gelenlerine rüşvet vererek yoldan sağ salim geçebilirlerdi. Ama Mekke’deki Kureyşliler bütün bunlardan tamamen güvendeydiler. Onlar için düşman saldırısı tehlikesi yoktu. Mekke’ye düşmanın saldırabileceği korkusu da yoktu. Onlar büyük ve küçük kafilelerle ülkenin her tarafında serbestçe dolaşırlardı. Taşıdıkları “Kabe’nin hizmetçileri” sıfatlarından dolayı hiç kimse onlara dokunmazdı. Hiç kimse onlara ses çıkarmaya cesaret edemezdi. Hatta bir Kureyşli yalnız olarak seyahat ederken saldırıya uğradığında: “Ben Haremliyim” ya da “Ben Allâh’ın haremindenim” demesi bile yeterli oluyordu. Bu söz karşısında saldırgan hemen duruyordu.

 

SONUÇ

Allâh, insanlara sayısız nimetler ihsan etmiştir. Bütün bu nimetler karşısında yapılması gereken, Allâh’a kulluktur. İnsanın her şeyini borçlu olduğu Allâh’ı bırakarak veya Allâh’la beraber başkalarına kulluk etmesi büyük bir nankörlüktür, utanmazlıktır. İnsana yakışan, nimetlere şükretmek ve bu nimetlerin sahibine saygısızlık yapmaktan utanmaktır.

Cüneyd-i Bağdâdî şöyle diyor: "Yüce Allâh’ın sana ihsan ettiği nimetlerin çokluğunu göreceksin. Bir de, O’na yaptığın ibadetlerdeki kusurları göreceksin. İşte bu iki görüş arasında meydana gelen hale utanma denir." Buradan da anlaşılacağı üzere Allâh’tan utanmanın yolu, O’nun nimetleri üzerinde düşünmekten geçer. Çünkü, Allâh’ın verdiği nimetler üzerinde düşünen bir insan, onların karşılığını vermek bir yana şükürlerini yerine getirmekten bile aciz olduğunu görecek ve en azından bu nimetlerin sahibine itaat etmeyi bir görev sayacak ve O’na itaatsizlik etmekten utanacaktır. Nasıl utanmasın ki? O Allâh, onu var etti! İsteseydi var etmezdi! Onu insan olarak yarattı! İsteseydi taş olarak yaratırdı! Ona imana giden yolu gösterdi! İsteseydi göstermezdi! Ona yiyecekler, içecekler ve giyecekler verdi! İsteseydi vermezdi! Ona gözler, kulaklar, eller ve ayaklar ihsan etti! İsteseydi ihsan etmezdi! Daha nice nice nimetler... Bu nimetlerin ne kadar değerli olduğunu düşünmek gerek! Çok zengin olan, fakat gözleri görmeyen bir insan düşünelim. Böyle bir insana bütün mal varlığına karşılık gözlerinin açılması teklif edilse, hiç tereddüt etmeden kabul eder. Çünkü gözlerinin görmesi bütün mal varlığından daha değerlidir. O halde böyle bir nimeti bize veren Allâh’a itaat etmemiz gerekmez mi?

Burada akla şöyle bir soru gelebilir: "Gözleri görmeyen, kötürüm olan insanlar da nimet içinde midir?" Bu sorunun cevabı "Evet!"tir. Çünkü o insanlar bazı nimetlerden mahrum olsalar bile, her şeyden önce var olmak ve insan olmak nimetlerine sahiptirler. Ayrıca mevcut rahatsızlıklarına sabretmeleri durumunda, ahirette mükafat alacaklardır. Dolayısıyla bu haller bile, sonuçları itibariyle birer nimettirler.

Şükrün kulluktan geçtiğini böylece açıkladıktan sonra, şimdi de sosyo-ekonomik gücün önemini günümüz açısından kısaca değerlendirelim. Hepinizin bildiği üzere ABD sosyo-ekonomik gücü zirvede olan bir ülkedir. 50 eyalet bir araya gelmiş ve sosyal birliktelik sağlanmıştır. Eğer bu eyaletler birlikte olmasaydı, ABD’nin bugünkü güçlü konumu söz konusu olmazdı. Bu ülke, ekonomik açıdan da her türlü ticaret imkanına sahiptir. İşte bu iki nimete kavuştuğu için ABD madden güçlüdür. Ancak manen alçak olduğu için günümüzün en zalim devletidir.

Sosyal ve ekonomik birliğin önemini kavrayan Avrupa ülkeleri de AB çatısı altında bunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Çünkü onlar da güçlü olmak için bunun gerektiğini bilmektedirler.

İslâm dünyasında da bu yönde kıpırdanmalar olmuş ve olmaktadır. Önde gelen İslâm ülkelerinin, mevcut işbirliğini en üst seviyeye çıkarma amacıyla ortaya konan bir proje, dünyada kendilerinden başka hakim görmek istemeyenlerce akamete uğratılmıştır. Ama hiç şüphesiz, İslâm birliğinin kurulacağı günler de gelecek ve ezilen ümmet inancına yakışan izzete kavuşacaktır. Yeter ki, vahiyle doğrulalım ve vahyi takip edelim. Güzel günler yakındır!

Açıklamalarımıza şükürle ilgili bir hadisle son verelim:

Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle dedi: "Yüce Allâh buyurdu ki: Ben, insanlar ve cinlerle büyük bir mesele üzerindeyim. Ben yaratırım, benden başkasına kulluk edilir; ben rızık veririm, benden başkasına şükredilir."
Moderatöre Bildir   Logged

Resimlerin Görüntülenmesine Izin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek Için Üye Ol veya Giris Yap
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
KEVSER SURESİ VE MEALİ(TEFSİRİ) Tefsir TURKUAZ 0 70 Son Mesaj 07 Kasım 2007, 14:20:15
Gönderen: TURKUAZ
KAFİRUN SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ Tefsir TURKUAZ 0 78 Son Mesaj 07 Kasım 2007, 14:22:06
Gönderen: TURKUAZ
FİL SURESİ MEALİ VE TEFSİRİ Tefsir TURKUAZ 0 98 Son Mesaj 07 Kasım 2007, 14:23:11
Gönderen: TURKUAZ
ZİLZÂL SÛRESİ Tefsir koca_türk 1 98 Son Mesaj 08 Mart 2008, 20:26:44
Gönderen: Soul_Eraser
Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Rengli Theme By Burak & Forum



Wap - Wap2 - Wap Forum - XML - Rss - tagged - arsiv
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.135 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu

06 Eylül 2008, 04:21:49