|
Üye Grubu : O Bir Klas
Yas : 19
Nerden : KeFe GaF DiYeNlErDen
Kayit Tarihi : 04 Mart 2007, 12:31:44
Mesaj Sayisi : 1346
Konu Sayisi : 425
Üye No : 69
Rep Gücü : Rap 50
Kisisel Mesaj : Artık emeklemeyi bitirdik, şimdi Amel zamanı..."
Offline
|
 |
« : 28 Temmuz 2007, 00:41:38 » |
|
Osman Gazi'nin Rüyası Devlet-i Âl-i Osmâniye’nin sanli sultani Cennet mekân Osman Gazi Han Aleyhir-rahmeti vel-gufrân, Osmanli Hânedâninin Dunyâ hâkimiyetini bir gece ruyâsinda su sekilde gorur: Osman Gazi bir gece Seyh Edebâlî’nin zâviyesinde misâfir kalmisti. Gece, vakit hayli ilerleyince istirahat etmek uzere odasina cekilmisti. Fakat yatmak uzereyken rafta gozune ilisen Kur’an-i Kerim’e saygisindan dolayi yatamadi. Uyuyamadi. Kur’an’i alip okumaya basladi. O gece sabaha kadar Kur’an okudu. Tam 6 saat. Hikmet-i Ilâhî, Osman Gazi Han’in Kur’an’a olan bu saygisindan dolayi her okudugu saate 1 asir lutfedilmis, hânedâni 6 asir hukumrân olmustur 7 Cihâna. Vakit sabah ezanlarina yaklasmisken, yorgunluk ve uyku da bir hayli bastirmisken, Kur’an elinde, yaslandigi yerde, tatli bir uykuya daldi Sultan Osman Han. Uyurken bir ruya gordu. Ruyasinda kendisi seyh Edebâlî’nin yaninda yatiyordu. Edebâlînin gogsunden bir hilâl dogdu. Hilâl biraz yukseldikten sonra buyudu, buyudu ve dolunay hâline gelince kendisinin gogsune girdi. Daha sonra gogsunden bir agac bitip buyumeye, yukselmeye basladi. Bir cinar agaciydi bu. Buyudukce yeserdi, guzellesti. Dallarinin golgesiyle butun dunyayi kapladi. Ulu Cinarin golgesinde daglar, daglarin dibinde pinarlar gordu. Agacin yaninda ise dort sira daglar gordu ki bunlar Kafkas, Atlas, Toros ve Balkanlardi. Agacin koklerinden Dicle, Firat, Nil ve Tuna cikiyordu. Bu nehirde koca koca gemiler yuzuyordu. Tarlalar ekin doluydu. Agaclar meyve dolu. Daglarin tepeleri ormanlarla ortuluydu. Rûy-i Zemîn yemyesil, âsumân masmâviydi. Vâdilerde sehirler vardi. Sehirlerde camiler arz-i dîdâr ediyordu. Bunlarin hepsinin altun kubbelerinde birer hilâl parliyor, minârelerinde muezzinler ezan okuyorlardi. Ezan sesleri agac dallarindaki kuslarin civiltisina karisiyordu. Bir ara ulu cinarin yapraklari kilic gibi uzamaya basladi. Derken bir ruzgâr cikip bu yapraklari Istanbul’a dogru cevirdi. Sehir iki denizin ve iki karanin birlestigi yerde iki masmavi fîrûze ile iki yemyesil zumrut arasina oturtulmus piril piril bir elmas gibiydi. Sanki butun dunyayi kusatan genis bir ulke gibi halkalanan bir yüzüğün kiymetli taşını andiriyordu Istanbul. Ve nihâyet Osman Gazi Han bu yüzüğü parmağına takiyorken uyandi. Sabah ezanlari okunuyordu.
|