|
koca_türk
Ziyaretçi
|
 |
« : 07 Mart 2008, 20:31:29 » |
|
İnsan, sevdiğini unutmaz. Muhabbetin, sevginin yeri ise, kalptir. Zira kalp, muhabbet yeri, sevgi yeridir. Aşk, muhabbet bulunmayan kalp, ölmüş demektir. Kalp de, ya dünya sevgisi yahut Allah sevgisi bulunur. Dünya, haram olan şeyler demektir. Emirleri yaparak, haramlardan sakınarak, kalpten dünya sevgisi çıkarılınca, kalp temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah-u Teâlâ’nın sevgisi, kendiliğinden dolar.
Günah işleyince, kalp kararır, hasta olur. Dünya muhabbeti yerleşerek, Allah-u Teâlâ’nın sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.
Bir kimseyi seviyorum deyince, sevdiğine karşı mecazi muhabbeti, sevgisi olduğu anlaşılır. Cahil, bid’at sahibi, salih ve sadık her Müslüman, Resulullah efendimizi böyle sevmektedir. Müslüman olmak için, bu kadar muhabbet, sevgi kâfi görülmüştür. Feyz getiren yani Peygamber efendimizin mübarek kalbinden gelen nuru alabilmek için, hakiki sevgiye kavuşmak lazımdır.
Hakiki sevginin hasıl olması için de, Resulullah efendimizin sözlerini, işlerini, hallerini ve ahlakını öğrenmek ve bunları sevmek lazımdır. Sevilene itaat edilir. Her şeyde ona tâbi olunur. Bir kimsede, bu hakiki sevgi çoğalırsa, o kimse, sevdiğinden başka her şeyi unutur. Fakat sevebilmek kolay bir şey değildir. Nefsin sevdiklerini, kalbin sevdiği hakiki güzellikler sanarak aldananlar çok olmuş, felakete sürüklenmişlerdir.
Seven, sevdiğini çok hatırlar, onu hiç unutmaz. Allah-u Teâlâ’yı seven Allah-u Teâlâ’yı, Resulullah efendimizi seven Resulullah efendimizi, evliyayı seven evliyayı çok zikreder, anar. Yani hiç hatırından çıkarmaz. Zira hadis-i şerifte; “İnsan, sevdiğini çok zikreder.” buyuruldu.
Çocuklarını, hanımını, tarlasını, bağını, bahçesini, parasını, makamını seven bir kimse, nasıl ki bunları hiç gönlünden çıkarmaz ve hep hatırlarsa, Allah-u Teâlâ’yı ve O'nun sevdiklerini seven bir kimse de, bunları kalbinden hiç çıkarmaz, hep hatırlar. Herkes kalbini yoklarsa kimi çok sevdiğini anlar ve sevdiği ne emrettiyse onu yerine getirir. Seven, sevdiğinin isteklerinin bazısını yapar, bazısını yapmazsa sevgisinin az olduğu, hiçbirini yapmazsa sevmediği anlaşılır.
Abdullah bin Mübarek hazretleri, huzuruna gelen birine; "Allah-u Teâlâ’ya isyan ederek, Onu sevdiğini söylemen acaiptir. Eğer sevgin doğru olsaydı, Ona itaat ederdin; çünkü seven, sevdiğine itaat eder." buyurmuştur.
İsmail Fakirullah hazretleri buyurdu ki:
“Allah-u Teâlâ’yı seven, Peygamber efendimizi de sever. Peygamber efendimizi seven ona salâvatı çok okur, sünneti ile amel eder.”
Bir Müslüman, Allah-u Teâlâ’yı seven ve Allah-u Teâlâ’nın da kendilerini sevdiği kimseleri çok sever. Çünkü bunlar, İslamiyet’i doğru olarak insanlara öğreten rehberlerdir. Rehberi sevmek, Allah-u Teâlâ’yı ve Resulullah efendimizi sevmekten ileri gelmektedir. Bu sevgiye, Hubb-i fillah denir. İbadetlerin en kıymetlisinin hubb-i fillah olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir.
Rehber olabilmek için, ilimde ictihad derecesine yükselmiş olmak, evliyalıkta vilâyet-i hassa-i Muhammediyye mertebesinde bulunmak lazımdır. Böyle bir Rehberin her hareketi, her duruşu, her sözü, İslamiyet’e uygundur. Yani, her şeyde Resulullah efendimize uymaktadır. Böyle bir Rehberin emirlerini yapmak, İslamiyet’e uymak demektir. Çünkü Rehberin her sözü ve her işi İslamiyet’i bildirmektedir.
Peygamberlerin hepsi, insanlığa yol gösteren, onları cehalet karanlığından kurtaran rehberlerdir. Kıyamete kadar gelecek olan insanlara, Rehber olarak Muhammed Aleyhisselam gönderilmiştir. Dolayısı ile Muhammed Aleyhisselam’ı sevmek, herkese farzdır. Peygamber efendimiz de; "Allah-u Teâlâ’yı seven, beni sever." buyurmuştur.
Muhammed Aleyhisselam’ı sevmenin alameti ise, onun getirdiği dinine, yoluna, sünnetine ve ahlakına uymaktır. Allah-u Teâlâ, Peygamber efendimize hitaben, Kur’an-ı kerimde mealen; "Bana uyarsanız, Allah-u Teâlâ sizi sever." demesini emir buyurmuştur.
Seven bir kimse, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Sevdiğinin düşmanlarına düşman olur. Bu sevmek ve düşmanlık, bu kimsenin elinde değildir. Kendiliğinden hasıl olur. Süfyan bin Uyeyne hazretleri; "Allah-u Teâlâ’yı seven, Allah-u Teâlâ’nın sevdiklerini de sever. Allah-u Teâlâ’nın sevdiklerini seven, Allah-u Teâlâ’nın rızası için sever." buyurmuştur.
Muhammed Parisa hazretleri buyuruyor ki:
“İnsanı Allah-u Teâlâ’dan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, hasta olması, yani dünya sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz şeyler seyretmekten hasıl olur. Çok uğraşarak, bunları kalpten çıkarmalıdır. Faydasız kitap, roman, gazete okumak, lüzumsuz şeyler konuşmak, dünya sevgisini arttırır ve insanı Allah-u Teâlâ’dan uzaklaştırır. Kalbin hasta olması, Allah-u Teâlâ’yı unutmasıdır. Allah-u Teâlâ’ya kavuşmak isteyenlerin, bunlardan sakınması, nefsi kuvvetlendiren, azdıran her şeyden sakınması lazımdır.”
Ali Hafız Efendi sohbetlerinde hep; "Muhabbet edene muhabbet edilir. Seven sevilir. Unutmayan unutulmaz." buyururdu.
Alıntı
|