|
koca_türk
Ziyaretçi
|
 |
« : 16 Mart 2008, 20:01:28 » |
|
'Tasavvufa İlgi Duyan'ların Bir Netliğe Teşvik Edilmesi Gerekiyor.
Bu İlginiz 'Dinî' mi, Yoksa 'Mistik' mi?
Temmuz ayı içerisinde, SkyTürk haber kanalında, şair Lale Müldür ile evinde bir söyleşi vardı. 'Yazar Yazara' yapılan bu söyleşi, söyleşilen kişiyi evinde, 'ev hali'yle bize tanıtan farklı bir formattaydı.
Programda, kameralar uzunca bir süre Lale Müldür'ün kitap raflarında dolaştıktan sonra, programcı şöyle bir izlenimini aktardı:
"Muhalif kitaplar ile dinî kitaplar önemli bir yer oluşturuyor kitaplığınızda."
Müldür, bu izlenimi 'tashih' etme ihtiyacı hissetmiş olmalı ki:
"Dinî değil de, mistik diyelim" diye araya girdi.
Oysa kameranın az önce ekrana yansıttığı kitaplar arasında, Faruk Beşer'in Kadın İlmihali gibi 'mistik' diye tanımlanmaya pek müsait olmayan dinî kitaplar da vardı.
Müldür'ün araya girerek yaptığı bu sözümona 'düzeltme,' bu ülkenin bir gerçeğini ele veriyordu aslında. Demek ki, bir şairi evinde 'dinî kitap' bulundurduğu için ayıplamaya dünden hazır olanlar vardı. 'Dinî' olana soğuk bakan bu insanlar için, 'mistik'liğin ise bir değeri vardı.
Bir televizyon söyleşisinin içinden çıkıp gelen bu iki kelime, yine bu ülkede son zamanlarda yükselen bir 'trend'e dair düşündürücü çağrışımlar taşıyordu.
"Nedir bu yükselen trend?" derseniz, mâlûm, tasavvufun yükselişinden söz eliliyor. Bu, besbelli. Timaş gibi piyasanın en büyük yayınevlerinden biri, "Sûfî Kitap" isimli bir alt-yayınevini durduk yerde kurmadı nitekim. 'Dinî kitap'ların üvey evlat, hatta öcü muamelesi gördüğü bazı büyük kitabevlerinde 'sûfî' kitaplarına gösterilen hoşgörü de dikkat çekici. Ayrıca, 'dinî yayınevi' sınıfına asla girmeyen Kabalcı, İbn Arabi'den başlayarak, tasavvufî kitaplar yayınına girdi. Özellikle edebiyat ve sanat çevresinden, merkez medyada da kabul görmüş kimi isimler, 'tasavvufa duydukları ilgi'yi sakınmadan söylüyorlar.
Bu durumun, bilhassa tasavvuf çevrelerinde büyük bir memnuniyet uyandırdığını açık. Onların dilinden, tasavvufun 'geçmişte olduğu gibi, bugün de İslâm'a yönelişin en önemli adresi olduğu' türünden çözümlemeler duyuluyor sıklıkla.
Lale Müldür'ün kendisini mecbur hissettiği o 'düzeltme' ise, bizim açımızdan, bu iyimserliğe ket vuruyor doğrusu. "Dinî değil de, mistik diyelim" rezervinden anlıyoruz ki, aynı şeye 'mistik' olursa evet, 'dinî' olursa hayır diyecek birileri. Bu bağlamda, herkesin değilse bile bazılarının tasavvufa gösterdiği ilgi, 'mistik' bir yönelişi yansıtıyor; 'dinî' bir yönelişi değil.
Bu, iddialı, hatta ağır bir yargı olarak gözükebilir. Ama bu yargıyı yanlışlamanın kolayı var: 'Tasavvufa ilgi duyduğu'nu belirten medyatik veya sosyetik kişilere soralım: "İslâm'a ilgi duyuyor musunuz peki?"
Gerek söylem, gerek yaşayıp planında ortada gözüken tablo açık: 'Tasavvufa ilgi duyan' niceleri, İslâm'a ilgi duymuyor! Bilakis, namazdan tesettüre, farzlardan sünnetlere, İslâm'ın birçok veçhesine pek de soğuk duruyorlar.
'Yol,' bizce bir çatala gelip dayanmış bulunuyor.
Tam da bu yol ayrımında, 'tasavvufa ilgi duyan'ların bir netliğe teşvik edilmeleri gerekiyor: Bu ilginiz 'dinî' mi, yoksa 'mistik' mi?
Karakalem Dergisinden alıntıdır.
|