|
koca_türk
Ziyaretçi
|
 |
« : 22 Ocak 2008, 20:30:34 » |
|
Bir kısım "tarikatçı" Bediuzzaman'ın bazı ayetlerden çıkardığı "İŞ'ARİ" manaları reddetmektedirler ve diğer tefsir kitaplarından örnekler vermektedirler.Halbuki tasavvufi tefsirler TAMAMEN İŞ'ARİ TEFSİRLERDİR. Mesela "sadıklarla beraber olun" ayetinden şeyh efendileri anlamak,"mukarrebler" kelimesinden sufileri anlamak gibi... Şimdi bu tür tefsirlere hiç itiraz etmeyen hem de bazılarınca sanki ilk manaları bunlarmış gibi ileri sürdükleri halde iş Bediuzzaman'ın işari mana verdiği ayeti kerimelere gelince hemen o ayetlerin diğer tefsirlerden başka anlamlarını ortaya döküveriyorlar. Oysa ki:
Sûfî/Tasavvufî Tefsîr
Peygamber Efendimiz'in vefatından sonra özellikle fetih hareketleri sırasında yeni Müslüman olanların da etkisiyle dinî yaşayışta bazı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu da, fert ve toplum seviyesinde kurulan dengelerde bazı değişiklikleri beraberinde getirmiş, birtakım sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik sebeplerin de etkisiyle ibadete fazla düşkünlük, uzlet, dünyadan uzaklaşma ve zühd hayatı gibi davranışların ön plana çıktığı görülmüştür. Bu düşünce ve davranışlarda bulunan kişiler, insanları kendileri gibi düşünmeye ve yaşamaya teşvik etmek için en kolay ve en kestirme yolun Kur?ân'ı, kendi anlayışları istikametinde yorumlamak olduğunu görerek Kur?ân'a yönelmişlerdir. Neticede bu hareket, Kur?ân'da yer alan bazı ahlakî kavramları batınî bir mânâ ile yorumlamaya çalışmıştır. Böylece Kur?ân lafızlarının biri zahirî, diğeri de batınî olmak üzere iki çeşit yorumu ortaya çıkmıştır.
Tasavvuf, nazarî ve amelî olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki kısmın görüşlerine uygun olarak iki çeşit sûfî tefsîr meydana gelmiştir. Nazarî sûfî tefsîr ve İşârî sûfî tefsîr.
1. Nazarî Sûfî Tefsîr: Kurân'ı, tetkiklerine ve felsefî görüşlerine dayandırıp, onu arzu ettikleri şekilde mânâlandırma ekolü olarak ortaya çıkmıştır. (Zehebî, 2/340; Ateş 1974, 167)
2. İşarî Sûfî Tefsîr: Zâhir mânâsı ile bağdaştırılabilen, sülûk erbabının bilebileceği birtakım anlamlara ve işâretlere göre Kurân'ı tefsîr etmektir. Burada, nazarî sûfî tefsîrde olduğu gibi sûfî müfessirlerin ön fikir ve yargıları yoktur. Müfessir, bulunduğu makamda içine doğan ilhâm ve işâretlerle âyetleri mânâlandırmaya çalışır. Kalblerine doğan bilgiyi kapalı bir üslûp ile, remiz ve işâret yoluyla ifade ederler. Yaptıkları tefsîrlere de tefsîr değil, işaret adını verirler. Bunun için tasavvufî tefsîre "işarî tefsîr" adı verilir. Diğer bir ifade ile bu tefsîr, ilk anda akla gelmiyen, fakat tefekkürle, âyetin işaretinden kalbe doğan mânâları ihtiva eder. İşarî tefsîrler, makbûl ve makbul olmamak üzere iki gruba ayrılırlar. (Zerkanî, 1/546-556; Kayhan 1991, 92)
Bazı tasavvufî tefsîrlere örnek olarak şunları zikredebiliriz:
1. et-Tüsterî, Tefsîrü'l-Kur'ân'i'l-Azîm;
2.Sülemî, Hakâiku't-Tefsîr;
3.Muhammed el-Kuşeyrî, Letâifu'l-İşârât.
Tasavvufi Tefsirler
Kur'an'ın ma'nasını ilm-i ledünnle anlayan ehl-i tasavvuf kendilerine has tefsir ilminin doğmasına neden olmuşlardır. Ancak zahiri ulemadan çekindikleri için bu fikirlerini açıkça sarfetmemişlerdir. Bundan dolayı remiz, ima ve işaret yolunun tutmuşlardır. Ameli ve nazari olarak ikiye ayrılan tasavvuf iki ayrı tefsir ekolü geliştirmiştir.
1- İşari Sufi tefsiri: Sülûk erbabının bulunduğu makamda kendisine doğan ilham ve işaretlere göre mâna vermesidir.
2- Nazari Sufi tefsiri: Tetkiklere ve felsefi öğretilere dayandırılıp sufilerin kendi görüşlerine uygun düşecek şekilde manalandırmalarıdır.
İşari tefsire "Allah size zahir ve batın ni'metlerini bolca ihsan etti" (Lokman 20) ayetiyle işaret edilmektedir. Yani Kur'anın bir zahiri birde batın yönü vardır. Ayrıca Efendimizin "ilim ikidir: Biri kalpte gizli bir ilimdir ki faydalı olan da odur." Hadisi sure tefsir için delildir. Ayrıca Hz. Ömer'in Efendimizden "Bugün size dinimizi tamamladım" ayetini duyup bunun aslında efendimizin irtihali anlamına geldiğini anlayıp hıçkıra hıçkıra ağlaması Kur'anın zahiri manası Mücerred arapça mavhumudur. Batıni manası ise lafızlar ve terkiplerin arkasında kastedilen manasıdır. Zahiri manayı anlamak için iyi bir Arapça bilgisi gerekirken batıni manayı anlamak için Allah'ın kalbe atacağı nura, basirete ve kalb ehli olmaya bağlıdır. Batın ma'nanın sıhhatli olabilmesi için:
a) Batın ma'nanın zahir manayla çelişmemesi b) Bu ma'nanın doğruluğunun başka bir yerde de ispatlanması c) bu manaya Şer'i ve akli muarizin bulunmaması d) Bu ma'nanın tek mana olduğunun ileri sürülmemesi gerekir.
Kabul şartlarına haiz olmayan işari tefsirler olduğu gibi tamamen Kur'anın zahiri yönünü inkar eden batıni tefsirler vardır: Bilhassa ihvan-ı safa ekolü bu ekolün temsilcisi sayılır. Görüşlerini kabul etmek mümkün değildir. Bunları birbirinden tefrik etmek için yukarıdaki şartlarla mukayese ederek sağlıklı bir sonuca varabiliriz.
|